ŞÜKRAN AKGÜN

ŞÜKRAN AKGÜN

“YOK EDİLEN TÜRKOLOJİ l”

A+A-

“ÇON TAŞ KATLİAMI”
“ATA-BEYİT”

XX yy. da Stalin’in “Büyük Temizlik”, “Büyük Terör” ya da kimi zaman “1937” olarak adlandırılan olaylarında, sivil halka yönelik birçok sayıda kitlesel terör ve yok oluşa tanıklık edilmiştir. 
“ÇON TAŞ KATLİAMI" olarak adlandırılan olayda Kırgızistan’da; Türkçü, Turancı, milliyetçi, sistem karşıtı suçlamalarla itham edilen 137 kişinin, ortadan kaldırılmalarının acısını, hafızlarımızdan silmenin imkânı yoktur. whatsapp-image-2019-12-20-at-15-19-27.jpeg
1937 yılında; ünlü romancı Cengiz Aytmatov’un babası Törekul Aytmatov, Kırgız Türkçesinin Latin harfli ilk gramerini yazan dilbilimci-Türkolog Prof. Dr. Kasım Tınıstanov, Türkistan’ın büyük bilginlerinden Turancı Bayalı İsakayev ile dilbilimci-Türkolog Osmonkul Aliyev’in de aralarında bulunduğu, belki de neredeyse Kırgızların ileri gelen bütün aydınları tutuklanmış ve tutuklamalardan sonra, yakınları tarafından akıbetlerini öğrenmek adına yapılan her bir başvuru sonuçsuz kalmıştır. Ya yakınlarına bilgi verilmemiş ya da yanlış bilgi verilmiş ancak en ilginç olanı ise durumdan haberdar edilen ailelerin genellikle cezalandırılmış olmalarıdır.

whatsapp-image-2019-12-20-at-15-20-25.jpeg
Bu durum ölümlerin üstünden 53 yıl geçtikten sonra 1991 yılında Bübüyra Kıdıraliyeva adında ki kadının Kırgızistan devlet yetkililerine başvurarak bu kişilerin akıbetleri hakkında bilgi sahibi olduğunu söyleyene dek devam etmiştir.
Olayın yaşandığı yıl 10 yaşında olan Kıdıraliyeva olayı şöyle anlatmıştır;
“Babam (Abıkan) o tarihlerde Çon taş denilen yerde bulunan İçişleri Bakanlığına bağlı KGB dinlenme merkezinde çalışıyordu. Bu dinlenme merkezinin yakınında bir “kerpiç fabrikası” vardı. Ben ilkokul ikinci sınıfa gidiyordum. 1.çeyrek tatilde babam bir gün bize, “toplanın Aşırkul amcanıza gidiyoruz” dedi. Biz apar topar hemen Aşırkul amcaların köyüne gittik ve orada 12 gün kaldık. Bu arada babam, sabahları erken saatlerde ve akşamları, hayvanlara yem vermek için evimize gidip geliyordu. Tekrar Çon Taş’a döndüğümüzde, daha önceleri içinde saklambaç oynadığımız yakındaki tuğla ocağının yıkıldığını ve binanın yerinde bir tümsek oluştuğunu fark ettik. Bu arada, daha önceleri duymadığımız bir tarzda köpekler sürekli uluyordu ve bir süre sonra da etraftan çok kötü kokular gelmeye başladı. Biz bütün bu olanlara bir anlam veremiyorduk. Babam bir gün yine bizleri topladı ve “Birisi size bir şey sorarsa biz burada değildik, amcamlardaydık, hiçbir şey görmedik, bilmiyoruz deyin, yoksa kötü şeyler olur, bizi hapse koyarlar” diyerek sıkı sıkı tembihledi.  Biz de soranlara hep bir şey bilmediğimizi, evde olmadığımızı söyledik. Daha sonra babam başka bir yerde görevlendirilince oradan ayrıldık. Ne zaman o bölgeden geçsek babam hep Kuran okurdu, ama niçin okuduğunu bilmiyorduk. 
1973 yılında babam hastalandı. Bir gün bütün çocuklarını, damatlarını yanına çağırdı ve bana dönerek “sen çocukların büyüğüsün, diğerleri küçüktü hatırlamazlar, ama sen hatırlayabilirsin. Ben hastayım ve her an ölebilirim, boynumdaki borçla gitmek istemiyorum. 1938 yılı 1.çeyrek tatilinde olanları hatırlıyor musun? Şimdi bütün bunların nedenini ve yıllardır içimi kemiren sırrı açıklayacağım. Aşırkul amcanlara gittiğimiz günlerde, yakınları acı içinde olan insanların cesetleri o kerpiç fabrikasındaki ocağın çukuruna atıp, binayı üstlerine yıktılar ve kapattılar. Bütün o insanların cesetleri, kerpiç fabrikasının yerinde oluşan o tümseğin altındadır. Şimdi vakit uygun değil, ama uygun bir zaman olursa, sen bunu yetkililere söyle ve yerini göster” dedi.  Bu konuşmadan birkaç ay sonra babam vefat etti.” whatsapp-image-2019-12-20-at-15-20-26.jpeg
1991 yılında Sovyetler Birliği yıkılınca Kıdıraliyev, Kırgız yetkililerle iletişime geçip mayıs ayında cesetlerin bulunduğu yer açılmış ve 137 kişinin cesedine ulaşılmıştır.  
Bugün Ata-Beyit (Ata-Meyit, ataların ölüsü, cesedi) olarak adlandırılan bölgede bir “anıt mezar” ve “vahşet müzesi” bulunmaktadır. Prof. Dr. Ahmet Buran “Kurşunlanan Türkoloji” adlı eserinde, 2004 yılında Tatar asıllı müze görevlisinin cesetler çıkarılırken orada olduğunu, Devlet Başkanı Aksar Akayev ve Cengiz Aytmatov’un çalışmaları bizzat izlediğini, kimlik tespitleri yapıldıktan sonra Törekul Aytmatov’un kemiklerinin bir sandığa konulduğunu ve Cengiz Aytmatov’un babasının kemiklerinin başında “Baba! Elli yıldır seni arıyordum, neredeydin!” diyerek hıçkırarak ağladığını yazmıştır.
Yapılan bir araştırmaya göre, 20. yüzyılda tüm dünyada 170 milyon insan katledildiği veya yok olmaya terk edildiği ortaya çıkmıştır. Katledilen veya yok edilen bu insanların sadece 110 milyonu yani üçte ikisi Komünist rejimin kurbanları olduğu tespit edilmiştir. Komünist rejimin kurbanı olan 110 milyon insanın üçte ikisi yani 60 milyondan fazlası da Türk soyludur.  Bugün Türkistan’da hemen hemen her evde birinci derece bir yakınını bu yüzyıl içerisindeki trajedilere kurban veren Türk soylu birine rastlamak mümkündür. Türklere yapılan soykırımlar, kıyımlar, asimilasyon çalışmaları bugünde dünyanın gözü önünde acımasızca devam etmektedir.
Tüm bu soykırımlara, katledişlere rağmen tüm dünyaya Yahya Kemal’in dizeleriyle seslenmek isterim;
“Ne harabiyim ne harabatiyim,
Kökü mazide olan atiyim” …

 

Bu yazı toplam 820 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum