Yaşar VURAL

Yaşar VURAL

GÜNEŞTE ADAM ASMAZLAR

A+A-

whatsapp-image-2021-01-16-at-18-19-24.jpeg

1980’in mağduru sadece Marksist, Komünist ya da solcularmış gibi davranıldı çok zaman. Oysa bu doğru değildi elbette. Bunun böyle algılanmasında sol kesimin bu işin edebiyatını iyi yapması etkilidir. Onca kitap, sinema filmi, tiyatro gösterisi, dizi film. Tabi bunda mahir olduklarını; kendilerini sütten çıkmış ak kaşık göstermekte, karşı tarafı nezaketten uzak, kavgacı sergilemede oldukça başarılı olduklarını söyleyebilirim. Yakın dönemde dönem filmi olarak TV’lerde izlettirilen “Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili, Bu Kalp Seni Unutur mu, Öyle Bir Geçer Zaman ki” adlı yapımlarda hep aynı bakış açısını görürüz. Silahlar hep solculara çekilmiş, onlar öldürülmüş, onlar mağdur edilmiştir.

Peki gerçek, bu yapımların anlattığı gibi apaçık mıdır? Bunlar safiyâne duygularla vatanı emperyal güçlerin ellerinden kurtaracaklardır da onlara Ülkücüler mi engel olmuştur? Ellerinde kitap ve defterlerle meydanlara çıkmışlar, okulları kapatmamışlar, Ülkücü olduğu için ciğerlerini havayla parçalayıp pencerelerden aşağı kimseyi atmamışlar, yol kesmemişler, adam dövmemişlerdir. Bir yanağına tokat aşk edenlere öteki yanağını uzatacak kadar da mülayimdirler. Ama “faşiştler” yok mu, onların hayalindeki “kadife devrim”e Ülkücüler engel oldu. Ne komik. Hâlâ bu masalı anlatırlar ve hâlâ memleketin çocuklarını bu masallarla zehirlerler.

Seksen öncesi ve sonrası dönemin gerçek mağdurlarından biriydi Ahmet Tevfik Ozan. Kendisini şahsen tanıma fırsatı bulamadım. Aşağıya aldığı Güneşte Adam Asmazlar şiirini de Mehmet Ali Kalkan Ağabey'den duymuş ve sevmiştim. Edebice dergimizin 23. sayısında hapishaneye yolu düşmüş ve hapishane temalı şiirler yazmış şairlerimizin izini sürmüştüm. Necip Fazıl, Nazım Hikmet’ten başlayarak 1980 öncesi ve sonrası döneme kadar uzanmış, o yazıda sol kesimin şairlerinin yanında mecburi ikametgâha yolu düşen Ülkücü şairlerimize de değinmiştim. Bu vesileyle Ahmet Tevfik Ozan’ın şiirlerini yakından inceleme fırsatı buldum.

“Güneşte Adam Asmazlar”

1980 askerî darbesinin öncesi ve sonrasının hem edebiyatını hem de reklamını sol kesim iyi yaptı demiştim. Bu tespitim su götürmez. Ama o döneme ait Ülkücü camiadan da güzel şiirler ve önemli hatıralar var. Bunların kamuya yansımaması onların başarısız olduğu anlamına gelmez. Bakın Ahmet Tevfik Ozan’ın “Yarım Günlük Bir Saadet” şiiri:

Ben aylarca, şu ranzada; güneş doğunca uyurum
‘‘Güneşle adam asmazlar! ...’’ yarım günlük bir saadet!
Her gece yatsıyla gelen, bir soğuk şey duyuyorum
‘‘Abdest al, güneşi bekle! ...’’ böyle aylarca devam et! ...

Suçum olsa, biliyorum; öpmez alnımdan melekler
Ve gözyaşlarıma konmaz o nurani kelebekler
Bu soğuk sessizlik te ne? ... Ve niçin ana hasreti?
Niçin adım kimse bilmez? Hem nereden bilecekler? ! ...

Ses de, sükut da burada; hep ölümü hatırlatır.
Gelsin ‘‘Baş üzre yeri var! ..’’ ve fakat beklemek, bir tuhaf…
Yüreğini şu tavanın, bilmem ki, kimler kanatır?
Ve niçin ateş perdeler, göz bebeklerimde saf saf?

‘‘Bir güvercin bir balık nasıl masum ölürse
Nasıl çatlarsa bir nar, cennetten bir tad için
Gelsin Ölüm, Yüceler Yücesi Rabbimiz’den
Yaşanmaz, anlatılmaz bir yeşil murad için! ...’’

Ben aylarca, şu ranzada; güneş doğunca uyurum
‘‘Güneşle adam asmazlar! ...’’ yarım günlük bir saadet!
Her gece yatsıyla gelen, bir soğuk şey duyuyorum
‘‘Abdest al, güneşi bekle! ...’’ böyle aylarca devam et! ...

 Bahsi geçen yazımda Ahmet Tevfik Ozan için şunları yazmıştım:

1974-1978 yılları arasında Ankara, Kırşehir ve Niğde Cezaevlerinde tutuklu kalan Ahmet Tevfik Ozan, 1981’de de tutuklanmış ve Mamak’ta yatmıştır. Gençliğinin verimli çağlarını cezaevlerinde geçiren Ozan’ın epeyce hapishane şiiri vardır. Bir Arzu Dörtlüğü şiirinde şöyle der şair:

Her zerresi binbir hâtırayı saklar gibi, huysuz denizin;

Sathında bir alev gibi yanmaya hazır günleri ansak!..

Güvercin güvercin göklere sindirilen sevgimizin;

Sinesinde tutuşup, seneler boyu yansak!..

 

Bir başka şiirinde göklere ok savurur:

Çocukkken göklere savurduğum ok;

Dün düştü, göğsüme saplandı benim.

Kanım damlamamış gün yok, gece yok;

Gölgesinden ağır gelmez bedenim…

Yazımıza da adını verdiğimiz ifade (Bir Karış Gökyüzü) Ahmet Tevfik Ozan’ın Mayıs Çiçekleri şiirinin ikinci dörtlüğündedir. Şair, şiirin hikâyesini şiirin başına almıştır:

''Güneşli bir Mayıs günü, Eyüp Dayı ile Müşadiye'nin duvarı dibine oturduk.. Kadın gardiyanın yanında üç-beş yaşında iki kız, sessizce yanımızdan geçip duvar diplerinde boy atmış çiçekleri, çiçeklerin içinde kaybolarak toplamaya başladı. Ben kadın gardiyanın çocukları zannettim... Anlattılar ki: orda doğmuş. orada büyümüşler!...''

 

Bir karış gökyüzü, bir avuç güneş..

Burda sevinçlerin hepsi kırıktır!

Varsın çaylar soğuk soğuk satılsın

Isıtır yürekler, hepsi yanıktır[1]

 

Sosyal medyada gördüm Ahmet Tevfik Ozan’ın vefat ettiğini. En verimli çağlarını hapishanelerde geçiren Ozan, bütün millete bu devlete küsmüş değildi. Yine son nefesine adar milletine hizmet etti. Allah rahmet eylesin.

 

[1] Ahmet Tevfik Ozan, Şiirimin ABC’si(Bütün Şiirleri), Göl Kitap yay. İst. 2018, s. 259

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.