ÜÇ HİKAYE ÜÇ TESBİT

ÜÇ HİKAYE ÜÇ TESBİT

HİKAYE 1

A+A-

 

ÇARIKLI KURMAY
Soğuk bir kış gününde padişah, baş veziri ile birlikte tebdili kıyafet ederek halkının ne halde olduğunu, nasıl yaşadığını kontrole çıktı. Yolları üzerinde donmak üzere olan bir nehir kenarında aksakallı bir ihtiyarın bir işle meşgul olduğunu görüp yanına gittiler. Padişah selam verdi:
-Esselamu Aleyküm ya pir-ü peder! Yaşlı adam gelenleri şöyle bir süzdükten sonra cevap verdi:
-Aleyküm selam Cihana Server.
- Ne iş yaparsın bu soğukta?
- Deri debbağlarım efendim.
- Altılarda ne yaptın?
- Altıya altı eklemeden otuz ikiye yetiştiremiyoruz.
-Geceleri kalkmadın mı?
- Kalktım; ama ellere yaradı.
- Sana bir kaz yollasam yolar mısın?
- Siz gönderin icabına bakarız.
Konuşma bu şekilde sona erdikten sonra vezirin şaşkın bakışları altında padişah ihtiyara veda edip yeniden yola koyulur. Vezir padişah ile ihtiyarın konuşmalarından hiçbir şey anlamamıştır. Sonunda dayanamaz ve padişaha sözlerin anlamını sorar. Padişah da , "0 kadar çok merak ediyorsan git öğren" der.
İhtiyara giden vezir, onunla konuşmaya başlar:
"Biz kılık değiştirerek, halktan biri gibi dolaşıyorduk. Sen benim yanımdaki adama 'Aleyküm selam cihana servet' diyerek, onun padişah olduğunu nasıl anladın.

 İhtiyar açıklamak için bir kese altın istedi. Sonra devam etti:
-Padişah gerçekten padişah gibi giyinmemişti, sırtındaki kürk eskiydi. Ama eskiliğine rağmen öylesine soylu idi ki anca bir padişah eskitmiş olabilirdi.

Vezir:
-Padişah sana altılarda ne yaptın? diye sordu. Sen de 'altıya altı eklemeden otuz ikiye yetiştiremiyoruz' derken neyi kastettin?"

İhtiyar cevap vermek için bir kese altın daha aldıktan
sonra devam etti:
-Padişah bana altılarda ne yaptın? derken altı ay yazın ne yaptın da bu soğukta çalışıyorsun, demek istedi. Ben de ona 'Altıya altı katmadan otuz ikiye yetiştiremiyoruz' dedim, altı ay yaza altı ay kışı eklemeden, yani kışın da çalışmadan, otuz iki dişimize yetiştiremiyoruz, yani karnımızı doyuramıyoruz demek istedim."

Vezir:
-Padişah sana geceleri kalkmadın mı? Diye sordu Sen de 'Kalktım; ama, ellere yaradı' diye cevap verirken demek istedin?"

İhtiyar bir kese daha altın aldıktan sonra yanıtladı:
-Padişah bana geceleri kalkmadın mı? Demekle, Çoluk, çocuğun yok mu demek istedi. Ben de ona "Kalktım; ama ellere yaradı" derken, çocuklarım oldu ama hepsi kız, evlenince bana değil kocasına yardım eder oldular dedim
.

 Vezir,

pekâlâ padişah 'Sana bir kaz yollasam yolabilir misin?" demekle neyi kastetti?

İhtiyar gülerek:

-Sizi gönderdi ya efendim.

TESPİT 1

Nice boş insanlar vezirlik gibi önemli makamlarda görev yaparken, nice akıllı ve bilge kişiler ise makamların çok uzaklarında kalırlar.

HİKAYE 2

İNSANLARA DEĞER VERİN

Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör'ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?
Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı..Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı...Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu..
Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.
Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam" dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..."
"Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar  fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı..."
Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?"
Rektör'ün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya, Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.
Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u.

TESPİT 2

Dış görünüşe göre insanlara davranmamalıyız. Çünkü İnsanın kendisi değerlidir. Onların ne vereceklerini düşünerek değer vermemeliyiz. Çünkü Kimin ne verebileceğini de bilemeyiz.

HİKAYE 3

JAGUAR VE TAŞ

Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.

Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu ?

”Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. “Lütfen, amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti. “abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”

Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu : “Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.
Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.

Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi.
Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı :

Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.

TESBİT 3

Hayatımızı anlamlı kılacak yapacaklarımız olmalıdır.

Not: Hikâyeler alıntıdır.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.