Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Genel Mali Sekreteri ve TÜED Bafra Şube Başkanı Ünal Bandır TÜİK’in enflasyon rakamlarının güven vermediği hakkında bir açıklamada bulundu.
Bandır açıklamasında,’’Çalışanların ve emeklilerin aylıklarına yapılan zammı belirlemede önemli bir ölçü olan TÜFE'nin hesaplanması bilimsel ve objektif kriterlere göre yapılmalıdır. TÜİK adeta ücret sistemlerini etkileyen bir kurum haline gelmiştir.
Enflasyon sepetinde yer alan madde fiyatları ve ağırlıkları bilimsel temellere dayanmalıdır. Ancak TÜİK hesaplamasında dikkate alınan gıda, konut (kira, ısınma, aydınlatma, su) ve ulaşım giderlerinin ağırlık oranları emeklilerin harcamalarını temsil etmemektedir. Örneğin enflasyon sepetinde gıdanın ağırlığı yüzde 24,97, ulaştırmanın ağırlığı yüzde 15,34 ve konutun ağırlığı yüzde 15,22 olarak dikkate alınmaktadır. Bu ağırlıkların emeklilerin harcamaları ile uyumlu olmadığını görüyoruz.
Oysa emeklilerin harcamalarının önemli bir bölümünü gıda ve konut giderleri oluşturmaktadır. Bu nedenle gıda ve konutun payının daha yüksek olması gerekirken, düşük belirlenmiştir. Gıda ve konut fiyatları enflasyonu yükselten temel harcamalar olmasına rağmen ağırlık oranlarının düşük tutulması, TÜFE artışının da daha düşük açıklanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle genel enflasyon yerine ücretliler geçinme endeksinin oluşturulmasını talep ediyoruz.
Genel enflasyon makro ekonomi açısından önemli bir göstergedir. Ancak genel enflasyon artışına göre emekli aylıklarına yapılan zamlar yetersiz kalmakta ve emeklilerin enflasyon karşısında korunamadığı açıkça görülmektedir. 407 maddeden oluşan enflasyon sepetindeki madde dağılımı ve ağırlıklar emeklilerin harcamalarını yansıtmadığından, TÜFE oranlarına göre yapılan zamlar emeklileri koruyan bir sistem olarak görülmemektedir.
Emekli aylıkları hesaplama sistemi, aylıkları düşüren bir parametre olarak değerlendirilmektedir. 2000 öncesi ve sonrası dönemdeki aylık hesaplamaları karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülmektedir. 506 sayılı Kanun döneminde asgari emekli aylığı net asgari ücretin yüzde 38 üzerindeydi. Bu dönemde aylıkların hesaplanması gösterge, memur katsayısı ve aylık bağlama oranı üzerinden yapılan sade bir işlemle gerçekleştiriliyordu.
2000 yılında yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanun ile 506 sayılı Kanundaki hesaplama sistemi tamamen değiştirilmiş ve gösterge sistemine son verilmiştir. Getirilen sistemde çalışılan dönemlerde ödenen prim kazançlarının tamamı dikkate alındığından, ortalama prim kazançları düşük kalmaktadır.
Aylıkları düşüren bir diğer parametre ise aylık bağlama oranıdır. Her 360 gün için yüzde 2 olarak belirlenen aylık bağlama oranı aylıkları küçülten bir parametre haline gelmiştir. Alt sınır aylık bağlama oranının yüzde 70'ten yüzde 35'e düşürülmesi, asgari aylıkları korumasız bırakmıştır.
Aylık hesaplama sistemi adil olmadığından emekliler arasında eşitsizlik sağlanamamıştır. Karma aylık hesaplama sistemi farklı emekli gruplarının oluşmasına neden olmuştur. Prim kazançları ve prim ödeme gün sayısı aynı olan iki sigortalı farklı yıllarda emekli olduklarında aylıklarında ciddi farklar ortaya çıkmaktadır.
Peki neden bu duruma gelindi?
Emeklilik hukukunu zayıflatan değişiklikler yapılmıştır. 4447 ve 5510 sayılı Kanunlar sosyal sigorta tekniğine uygun bir mevzuat olarak görülmemektedir. Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun döneminde çalışılan süre uzadıkça emekli aylıkları düşmeye başlamıştır. Kök aylıkların böylesine azalması, sosyal devlet ve sosyal güvenlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Kök aylıkların küçülmesine çözüm olarak getirilen en az aylık uygulaması, prim kazancı ve prim ödeme gün sayısını dikkate almamaktadır. Primler ile aylıklar arasındaki bağı koparan mevcut aylık hesaplama sistemi sürdürülebilir olmadığından, sade bir işlem olan gösterge sistemine dönülmelidir. 2000 sonrası emekli olanların prim kazançları gösterge sistemine taşınmalı ve intibak kurallarına göre emekli aylıkları yeniden hesaplanmalı ve her bir emekliye hak ettiği aylık ödenmelidir.’’dedi