Ayhan Piryol

Ayhan Piryol

NERDE BAFRA'DA O ESKİ RAMAZANLAR

A+A-

eski-bafra.jpegNerde o eski... İfadesi ile başlayan bir sürü cümle kurulabilir.
Bu ifadenin peşine " bayramlar, ramazanlar, oyunlar, komşuluklar, dostluklar, gezmeler, hatta yiyecek olarak; çeşitli şeyler eklenebilir.

Bu ramazanın Bafra'da eskiden güzel oluşu, eskinin özelliği midir veya bu değerlendirmenin bütün güzellikleri geride bırakıldığından mıdır bilinmez.

BAFRA'da eski ramazanlar kültürel değerleri sadeleşip, keyif alınacak bir boyutta oluyordu.
30 gün ramazanı yaşayıp da"Nasıl, hangi ramazan güzel" sorusunu sorsam, hep beraber ahh eski ramazanlar bam başkaydı dersiniz.
Eskiden Bafra'da  yoklukla ramazanlar karşılanır dı, ama  iftarın bereketi neşe ve mutlulukla kurulurdu sofraları.
Eskiden Bafra nüfusu bu kadar kalabalık değilken yaşlılarla beraber küçükler de oruç tutar ve Ramazan her haneyi kucaklardı.

Minarelerden otuz ramazan boyunca, iftar topunun sesini kapı önlerinde beklemenin heyacanını yaşardık.
Temşitte o müthiş gürültüsüne rağmen dinlemekten keyif aldığımız yürek titreten bir müzik parçasının orkestrası nın en alt tonda ve sessiz çaldığı anda davula vurulan güçlü bir darbe gibi müthiş bir gümbürdeme Bafra sokaklarını sararak mübarek ayın farklılığını bütün Bafralılara ilan ederdi.

Her top atılışında yuva yapmış kuşların, güvercinleri, kargaların çığlık çığlığa yuvalarından çıkıp  cami çevresindeki ağaçlara konarak, çıkardıkları gürültü ile ramazan konseri vererek iftar saatini inletirlerdi.

BAFRA'da eskiden ramazan gelmeden, ramazanın geldiğini hissederdiniz.
BAFRA'da evlerde müthiş bir hazırlık süreci başlardı.
Doğrama makarna, su böreği, mevsimine göre turşu, hoşaf, hele hele ramazanın vazgeçilmezi yufkalar.

BAFRA'da ramazana on beş gün kala, her evde ocaklar yakılır, saçlar kurulur, sofralar hazırlanır, hamurlar yoğrulur, oklavanın tıkırtısı ile imece usulü mahalleli bir araya gelerek, ramazanın lezzet harikası yufka tatlısının yufkaları el birliğiyle hazırlanır dı.
O kadar ki, mahalleli ve konu komşu el birliğiyle bir birilerine yardım ederek yufka açarlardı.
Komşularından yufka açmaya imkanı olmayanlara da, yufkalarını açıp, evlerine gönderirlerdi.

Bir başkaydı eski ramazanlar Bafra da.
Yazdan kurutulmuş elma ve erik kuruları hoşaf yapılmak üzere asıldıkları, saklandıkları yerlerden çıkarılır ortaya getirilirdi.

BAFRA'da ramazan ayına yakın mahalle ve komşular arasında ki fakir fukara gözetilir, şimdikiler gibi davul zurna ve basın ordusu eşliğinde gösteriş yapılarak yardım yapılmazdı. Fakir fukara komşulara el altından, kimseye duyurmadan, o komşuları incitmeden ramazan ihtiyaçları karşılanırdı Bafra da. Yani sağ elin verdiğini sol el görmez, sol elin verdiğini de sağ el görmezdi.

Eskiden Bafra da temşide kadar oturmak yoktu.
EVİN erkekleri Teravih namazına gider, evin hanımı da, erkekler teravih'ten gelene kadar, kapı önlerinde komşularla bir çay sohbeti yaparlardı.
Teravih namazında, camiler dolup taşar, huşu içinde kılınan teravih namazının ardından, kimi erkekler kahveye, kimisi de evine gider erkenden yatardı.
Ramazan ayında kahvelerde oynanan oyunların zevki bir başkaydı. Hele sıfır veya tombala oynamak çok keyif verirdi.
Kahveler temşide kadar açık olurdu. Temşit davulcusu nun, tomak sesini duyanlar kahveleri boşaltır, herkes evinin yolunu tutmadan, fırınlardan çıkan sıcacık çubuk ekmek ve manavdan pastırma alır evlerine giderlerdi...

Evlerde bir başka telaş yaşanırdı. Temşitte çocuklar, iyi bir yemeğin kokusunu aldıklarında, Temşit sofralarına koşarak gelirlerdi, ama iyi bir şey yoksa, canları kalkmayı istemezdi.
Analarımız akşamdan hazırladıkları bişi hamurundan çoktan bişileri pişirmeye başlamış olurlardı.
Bu arada mahallenin temşit davulcuları da unutulmaz, sıcacık pişen bişiler çayla birlikte onlara da ikram edilirdi.

Bir başkaydı Bafra'nın ramazan yufka tatlısı. HİÇ bir yerde böyle bir lezzet tadını bulamazsınız. İçi cevizli, tereyağlı nar gibi kızarmış yufka tatlısı ramazan sofralarının gediklisiydi.
İftar sonrası atom satan çocukların bağırışlarını duyardınız. Ya da Naneci, Naci nin ramazan manileri okuyarak sattığı nanenin tadını tadardınız.

Eskiden Bafra da komşular arasında temşit daveti yapılır, akrabalar bir birilerine temşit yemeğine giderdi.
Davet olduğu  temşit lerde tavuk kesilir, suyuna kuru yufka ile tirit yapılarak ikram edilirdi.
Bazıları açma börek ve su böreğide ikram eder, ama temşitte olsa yufka tatlısı mutlaka yenirdi.
Kuru üzüm, kuru elma hoşafı ile böreklerin zevki bir başkaydı.

Çocukların akşam yatmadan annelerine beni temşide mutlaka kaldır yalvarmaları, uykularının en güzel yerinde " hadi kalk" aşamasına gelince çocukluk yorgunluğu ile ister istemez bir pişmanlığı dönüşür, ama ertesi günü arkadaşlarına " Ben de orucum deme keyfini yaşamak adına uykulu gözlerle yere kurulmuş sinin başına geçmeye zorlanırlardı.
Yoktan mı yoksa adetten mi hatırlamıyorum ama temşidin bütünlerinde değişmeyen menüsü bişi, börek, pilav hoşaftan ibaretti.
Bazende makarna olur, üstüne de peynir ufalamak adettendi.

Çocuklar bu lezzetli temşit yemeği, sofralarında bulunmanın benliğini, Temşit lerin uykulu havası içlerini sarardı.
Gözleri yarı açık vaziyette yenen yemeğin ardından yatağa zor yetişip acele hemen uykuya dalar sabah kalktıklarında temşidin henüz vücutlarını terk etmemiş tokluk hissi ile oruç olduklarının sevincini sokaktaki arkadaşlarınla paylaşmak için acele ederlerdi.
Oruçlarını bozmak, bilerek veya bilmeden bir kazaya kurban etmemek için akşama kadar gösterilen gayret, kağıt bir topla yapılan hararetli maçtan sonra çeşmeye ağzını dayayarak kana kana su içip " AA ben oruçtum" farkına varamamızlıkları, ne keyifti.

Çocukluğumuzun keyfiydi eski ramazanlarımız.
Fırınlarda taze yumurtalı susamlı, ince tırnak veya baklava ramazan pidesinin, iftar sofralarında ki lezzeti tartışılmaz. Sofralara diz çöküp, iftar duasının ardından tarhana çorbasının tabağına kaşık daldırmanın lezzeti bambaşkaydı.

Surahilerde kendi imkalarımızla buz gibi soğutulmuş suyunda mideye indirdiğimiz de gözlerimiz açılırdı.
Sofrada yumurtalı ramazan pidesi bembeyaz örtüsüyle bambaşka bir tat ve lezzet verirdi.
Her akşam aynı camide veya değişik camilerde kılınan teravih namazları bir başka hazdı.

Ya çocukların, bazen fazla gürültü yapması sebebiyle camiden atılmaları da ayrı bir olaydı.
Hangi Caminin hocası hızlı teravih kıldırırsa o caminin cemaati çok olurdu.
Teravihten sonra bambaşka bir hayat başlardı temşide kadar Bafra'da.
Sokaklardan çekilen çocuk seslerinin gürültüsünün yerini, çarşıdaki haraketliğe bırakırdı.
Kibaroğlu ve inci sinemalarında filmin başlaması için camilerden çıkışlar beklenirdi.
Dini filimlere gitmek isteyenler, yüz gram Kazımın veya Tombul'un kavrulmuş fındığından veya fıstığı dan, mevsimine görede kestane, leblebi yedekleyip sinemanın yolunu tutarları.
Namaz çıkışına kadar boş olan Cumhuriyet Meydanı, ve kahveler birden dolardı. Öyle ki kahveler de boş sandalye bulunmazdı.
Sabahtan beri oturan kahvehane sahipleri bekledikleri bu kalabalık karşısında aşka gelir diğer kahveye nazire olsun diye " Çay yaaap çayları otuz yap" diye bağırırlardı.

Berberler, teraziler hepsi teravih sonrası hareketlenirdi.
Ayakkabıcılar o zamanlar pek hazır ayakkabı olmaması yüzünden bir mukavvanın üzerine çorapla çıkıp Ustanın kalemle ayağımızın etrafını çizerek ayak ölçümüzü alır bayram ayakkabılarımızı hazırlardı.

Böyleydi Bafra da eski ramazanlar. Unutulmaz anlatılmaz.
Eski ramazanlar bütün haşmeti, rahmeti ve bereketi ile Bafra ve bütün Bafralıları kucaklardı.

Hani hep denir ya " Nerde o eski ramazanlar"
" Yüce Yaradanın mukaddes kitabında 12 aydan daha hayırlısı olduğunu işaret ettiği ramazanlar anlam ve uygulamasından bir şey kaybetmeden hep aynı yerde duruyor.

ESAS BİZ NEREDEYİZ?.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.