Gizem Vuraloğlu

Gizem Vuraloğlu

İÇİYORSAK SEBEBİ VAR!

A+A-

‘Çay var içersen’ adlı bir önceki yazımda çayın dünya tarihindeki yeri, günümüze ve Türkiye’ye geliş sürecinden bahsetmiş; siyah çay, yeşil çay, oolong çay, beyaz çay, sarı çay, pu-erh çay ve matcha olarak bildiğimiz tüm çay çeşitlerinin tek bir bitki olan Camellia sinensis’ in yaprak ve/veya tomurcuklarından farklı üretim yöntemleri kullanılarak üretildiğini ifade etmiştim. Şimdi bu konuya biraz açıklık getireyim.

Yeşil çay, taze çay yapraklarının ısıl işlem, kıvırma ve kurutulmasıyla üretilmekte iken siyah çay üretiminde soldurma, kıvırma, oksidasyon ve kurutma prosesleri uygulanmakta, oolong çay üretiminde siyah çaydan farklı olarak oksidasyon işlemi daha kısa tutulmaktadır.

Beyaz çay ise; çay sürgün ucunda tam açılmamış beyaz gümüşi renkli, tüylü tepe tomurcukları tercih edilmesi ve minimal işlem uygulanmasıyla diğer çay çeşitlerinden ayrılmaktadır.

Türkiye koşullarında genellikle çay üç ya da dört sürgün döneminde hasat edilir. En kaliteli beyaz çay üretimi için hammadde ilk sürgün döneminde hasat edilmektedir. Beyaz çay diğer çaylara göre önemli derecede pahalı bir çaydır. Çünkü henüz açılmamış, çok taze çay yaprağı tomurcuklarından toplandığı için üretilebilecek miktar azdır. Bu tomurcukların sadece elle toplanabilmesi işçilik maliyetini artırmaktadır. Ayrıca bitkinin bu kısmında su oranının yüksek oluşu nedeni ile 5-6 kg taze yaş çay tomurcuğundan ancak 1 kg beyaz çay üretilebilmektedir. 2016 yılında 1 kg beyaz çayın sadece hammadde karşılığı 1800-2000 Türk lirasına denk gelmekteyken bugün 1kg beyaz çayın perakende satış fiyatı 2000-4000 Türk lirası aralığında değişmektedir.

Yapılarındaki etken maddelere ve bu etken maddelerin neler sağladığına bakacak olursak. Yeşil çay özellikle kateşinler ve kateşin türevlerini kapsayan flavonoidlerce zengindir. Bunlar; epigallokateşin gallat (EGCG), epigallokateşin (EGC), epikateşin (EC), epikateşin gallat (ECG) yeşil çayda bulunan başlıca kateşinlerdir.

Renksiz, suda çözünür bileşikler olan kateşinler yeşil çay demine acılık ve burukluk verir. Yeşil çay kateşinlerinin C ve E vitaminlerinden çok daha güçlü antioksidan aktiviteye sahip olduğu gösterilmiştir.

Siyah çay üretimi esnasında kateşinler, çay yaprağında bulunan polifenol oksidaz enziminin etkisiyle okside olur ve siyah çayın özgün renk ve lezzetini oluşturan theaflavinlere ve thearubiginlere dönüşür.

Yapılan çalışmalar yeşil çayın antioksidan, antienflamatuar, antikanserojenik, obezliği önleyici, kolesterolü düşürücü, damar sertliğini önleyici, antidiabetik, antibakteriyel, antiviral ve yaşlanmayı geciktirici etkilere sahip olduğunu göstermiştir.

Bu araştırmalarda yeşil çayın sağlık üzerine yararlı etkilerinin, özellikle bileşiminde bulunan kateşinlerden kaynaklandığı belirtilmektedir. Yeşil çayın tümör metastasını (yayılımını) engelleyerek, kanserin ilerlemesini önleyebileceği bildirilmiştir. Dolayısıyla; yapılan araştırmalarda, yeşil çay düzenli olarak tüketildiğinde, kalp hastalıkları ve kanser riskinin azaldığı görülmüştür.

Yeşil çay antibakteriyel etkisiyle, dişlerde tartar ve çürük oluşumuna neden olan bakterilerin biyolojik aktivitelerini baskılamakta, bunların diş minesine yapışmasını engellemekte ve ağız kokusunun önlenmesine yardımcı olmaktadır.

Ayrıca çeşitli midevi rahatsızlıklara sebep olan Helicobacter pylori’nin gelişimini de engellemektedir.

Çay kateşinlerinin demir emilimini kısmen engelleyebileceği, ancak çaya süt veya askorbik asit eklenerek veya demir içeren ilaçları ya da yiyecekleri çayla birlikte tüketmeyerek bu olumsuz etkinin önlenebileceği belirtilmiştir.

Epidemiyolojik bir araştırmada, günlük 3-4 fincan çay içimiyle, demir eksikliğine bağlı kansızlık probleminin gözlenmediği bildirilmiştir.

Ağız yoluyla alımı takiben kateşinler, bağırsaklardan iyi derecede emilir. Yüksek miktarlarda alınmadıkça ciddi bir yan etki göstermeyen kateşinler, 24 saat içinde üriner metabolitlerine dönüştürülerek dışarı atılır.

Yeşil çay yüksek oranda bulunan kateşin ve diğer polifenolik bileşenleri içermesinden dolayı siyah çaydan daha güçlü antikanserojenik etkilere sahipken, beyaz çay çaylar içerisinde bu bileşenleri en yüksek oranda bulundurmasından dolayı kanserle mücadelede daha güçlü etkilere sahiptir.

Beyaz çayın antioksidan ve antimikrobiyal etkilerinin yanında anti-aging (yaşlanma etkilerini geciktiren) etkisinin olduğu ayrıca güneş ışığına maruz kaldıktan sonra hücrelerdeki DNA hasarını önleyebileceği belirlenmiştir. Derialtı yağlanmayı engellediği de bilinmektedir.

Velhasıl kelam içiyorsak sebebi var!

Konuyla ilgili meraklılarına, Dr.Penny Stanway’in Çay (Mucize Gıdalar) kitabını tavsiye edebilirim. Ve bu yazıyı yazarken araştırmalarından faydalandığım, gıda mühendisliği bölümü okurken derslerine katılma şansına nail olduğum değerli hocam Prof. Dr. Feramuz Özdemir’e ve sınıf arkadaşım Sinem Salman’a teşekkür ederim.

Burada paylaştığım bilgiler herhangi bir hastalığı tedavi etmek amacıyla paylaşılmamış olup. Kullanımı sonucu olabilecek problemlerde tarafımca sorumluluk kabul edilmeyecektir.

Tekrar görüşmek üzere, sevgiyle ve sağlıkla kalın…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.