• BIST 100.618
  • Altın 141,173
  • Dolar 3,5120
  • Euro 3,9960
  • Samsun : 21 °C

Yüreğim sen kokuyor..

MURAT YÜKSEL

İlkbahar yağmurları ıslatıyor saçlarımı, kül rengi bir Nisan havası uçsuz gökyüzünde.. Ağaçlar bayramlıklarını kuşanmış, kuşlar dedikoduya erken koyulmuş, parklar sevgilileri kabule başlamış.. Doğa beyaz kışlıklarını çıkarırken yeşil elbiselerini giyinmiş. Sağ elimle dökülmenin son evresini yaşayan saçlarımdan yağmur demetlerini silkeliyorum; sol elimdeyse  avucumun içerisinde yorgun, kırgın, ürkek, yaralı yüreğim.. Kanım karışıyor yağmura, yüreğimden ellerime, ellerimden yürüdüğüm yollara akıyor can damlalarım..

*

Herkes o kadar kendi telaşında ki.. İnsanların yüzlerindeki derin mutsuzlukta boğuluyorum, nefes alamıyorum, bulaşıcı bir mutsuzluğun korku nöbetlerine giriyorum, atamıyorum kendimi mutsuz kalabalıktan dışarıya, kan ter içinde sürükleniyorum bu mutsuz insanlara çarpa çarpa..

*

Yağmur hızını artırarak şiddetleniyor, kalabalık artıyor, arabaların korna sesleri kulaklarımı kesiyor, avucumdaki yüreğimi sımsıkı sarıyorum, bir kedi takılıyor peşime, simsiyah, bet bakışlı bir kedi, kovuyorum gitmiyor, kendimi kaybettireyim diyorum olmuyor, salaş bir mekanın içerisine bırakıyorum kendimi, kapıyı arkamdan kapatıp.. Mekanın penceresinden izliyorum kediyi, simsiyah tüyleri yağmurla parlak bir siyaha bürünmüş, belli ki beni arıyor,  oradan oraya bakınırken gözden kayboluyor.

*

Pencere kenarındaki boş bir masaya oturuyorum, sol elimdeki yüreğimi ceketimin cebine koyabileceğimi söylüyor garson, yok diyorum, ben böyle iyiyim, kendime az şekerli bir Türk kahvesi sipariş ediyorum. Gözlerimle bir süre gelip geçen insanları süzüyorum. Ellerinde yürekleriyle, gözleriyle, akıllarıyla koşuşturmaca içindeki mutsuz insanları..

*

Sonra önümdeki gazetelere göz atıyorum bol köpüklü kahvemi yudumlarken. 3.sayfa olaylarıyla dolu haberlerin ayrıntılarında gizlenmiş hüznü, çaresizliği, umutsuzluğu, yorgunluğu duyumsuyorum içimde. Tanıdık geliyor ruhuma. İçimde ölen insanlar, mezarlığımdaki ismi unutulmuş siluetler, karanlık gecelerde ezansız besmelesiz intiharlarım geçiyor önümden mehteran alayı gibi, iki ileri bir geri, yanında eşlik eden bir damla gözyaşıyla.

*

Mekanın seslerine kulak kabartıyorum ister istemez.. Köşedeki masada evlenince nasıl bir hayat yaşayacaklarının planındaki genç sevgililer.. Hemen yanı başımda gülümseyen simalarıyla hayatlarının ikinci baharında yaşı geçkin kalbi genç bir karı koca.. Diğer yanımda benim gibi tek tabanca ama kulağından telefonu düşürmeyen bir deli fişek.. Bir başka masada kimseye aldırmadan hararetli bir şekilde kavgaya tutuşmuş bir çift, ara ara bütün masalardan kafalar kendilerine dönünce fren yapsalar da kendilerini kaybetmiş gibiler.. Paylaşamadıkları çok büyük bir sorun olsa gerek..

*

Kendimi yağmurun kollarına bırakıyorum yine. Yağmur olanca şiddetiyle şehri dövmeye devam ediyor. Yürüyorum. Yakınlarda bir camiden müezzinin namaz çağrısı geliyor, haydi namaza diyor ahenkli bir Arapçayla ezan okurken.. Kaldırımın kenarından hızlıca geçen bir otomobilin sıçrattığı yağmur birikintisi zaten ıslak olan pantolonumu diz üstüme kadar boyuyor. Küfür ediyor arkasından ağız dolusu benimle birlikte ıslanan beyefendi. Bir ambulans yol istiyor, araçlar yolu açmakta pek isteksiz.

*

Az önceki davete icabet etmek için en yakındaki caminin şadırvanında abdestimi alıyorum, üstümü başımı kurulayıp hocanın arkasındaki safta yerimi alıp namazımı kılıyorum. Sanki namaz bütün kirlerimden arındırıyor beni, yağmurun temizleyemediği kirlerimi birer birer söküp atıyor içimden, ruhum temizleniyor, kalbim temizleniyor, kendimi rahatlamış, huzur bulmuş hissediyorum.. Her dua tanesinde Allah’ın adını anıp, ellerimi semaya açıp yakarıyorum; dışarıya çıktığımda yağmur dinmiş, güneş kendini göstermiş, gökkuşağı yüksek binaların ardına yerleşmiş.

*

Kül rengi bulutlar yerini güneşe bırakırken mutsuz insanlar silsilesinin yüzlerinde, duruşlarında, bakışlarında en ufak bir değişiklik olmadığını görmek canımı acıtıyor. Sadece bu caddede bu sokaklarda yürüyen değil, dünyadaki bütün insanların hikayelerini merak ediyorum, tuhaf bir hazla kendimden başka insanların da yaşadıklarını, yaşayamadıklarını öğrenmek isteğiyle yanıp tutuştuğumu fark ediyorum.

*

Ayaklarım beni götüreceği yere vardığında, sol avucumun içindeki yüreğimi iki avucumun arasına alıyorum, kapına geliyorum, zilini çalıyorum, sessizce bekliyorum, kapıyı açıyorsun, ellerimi uzatıyorum, avuçlarımın içindeki yüreğim çiçek oluyor, alıyorsun, kokluyorsun, yüreğim sen kokuyor, gözlerine kilitliyorum gözlerimi, sus oluyor dünya, lal oluyor diller, sen karşımda, ben karşında.. Sonra.. Sonrası yok.. Muamma.. 

Bu yazı toplam 689 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 546 543 88 67 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim