• BIST 103.490
  • Altın 148,486
  • Dolar 3,5492
  • Euro 4,1831
  • Samsun : 22 °C

ŞİMŞEK DEN SAĞLIK ÇALIŞANLARINA UYGULANAN ŞİDDET YORUMU

ŞİMŞEK DEN SAĞLIK ÇALIŞANLARINA UYGULANAN ŞİDDET YORUMU
ŞİMŞEK DEN SAĞLIK ÇALIŞANLARINA UYGULANAN ŞİDDET YORUMU

 

            Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri,

Bu gün burada hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanları üzerinde uyguladıkları şiddetin sebepleri ve sonuçlarının araştırılması hususunda Mecliste grubu bulunan siyasi partilerimizin ortak önerisi olarak görüşülmesi kararı doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi grubunun görüşlerini arz  etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesile ile Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli Milletvekilleri,        

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki mesleğimin otuz yıla yakınını kamu ve özel sektörde icra etmiş bir sağlık çalışanı olarak verilen bu ortak önergeleri gecikmiş bir önerge olarak kabul ediyorum. Bunun için Gaziantep’te bir doktorun öldürülmesini ve Van’da bir doktorun şiddete maruz kalmasını beklememeliydik diye düşünüyorum.

Geçmişinden beri sağlık çalışanlarına karşı yapılan bu tür saldırılar maalesef son yıllarda artış göstermiş, artık her gün gazete ve televizyonlarda sağlık çalışanlarına karşı şiddet ve saldırılar olağan hale gelmiştir. Hiç kuşkusuz bunun bu dönemde izlenen sağlık politikaları ile yakından ilgisi vardır. Özellikle AKP iktidarı döneminde hiçbir dönemde olmadığı kadar sağlık çalışanları şiddete maruz kalmışlardır.

İzlenen sağlık politikaları ile sağlık çalışanları itibarsızlaştırılmış ve hedef gösterilmiştir. Sayın Sağlık Bakanının bu konu ile ilgili açıklamaları hasta ve hasta yakınlarını sağlık çalışanlarına karşı hep kışkırtır tarzda olmuştur. İzlenen bu politikalar sağlık çalışanlarını ve özellikle de hekimleri sorumsuz ve mesleğini vicdani değerlerin ötesinde icra eden mesleğini icra ederken insan sağlığını düşünerek değil, başka argümanlarla yaptığı düşüncesi ile çıkarılan yönetmelikler

Sağlık Bakanlığının hekimler üzerindeki bir anlayışının göstergesi olarak esasen hekimi mesleğini icra ederken başka kriterleri gözetmeye zorlamıştır. Böyle bir anlayış Sağlık Bakanlığı eliyle bizzat bakan tarafından verile demeçlerle hasta ve hasta yakınlarında sağlık çalışanları, doktorlar aleyhine bu yönde kanaat oluşmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle kendisi de bir hekim olan Sayın Sağlık Bakanının bu talihsiz açıklamaları gerçekten de çok üzücüdür.

Sayın Sağlık Bakanı geçenlerde yaptığı bir açıklamasında “Ben acile hasta  kabul etmeyen ve ondan para talep eden bir hastaneyi kapatmaya varan cezalar veririm” diyerek sanki acile başvura hastadan öncelikle para talep ediliyormuş gibi bir algı oluşmasına sebep olmuş, hasta ve hasta yakınlarını hastaneye karış kışkırtmaktan başka hiçbir işe yaramayan bu açıklama ile Sayın Sağlık Bakanının sağlık çalışanlarına, doktorlara karşı nasıl bir tavır içerisinde olduğunu ifade etmesi bakımından çok önemsiyorum. Sayın Sağlık Bakanına mesleğini otuz yıla yakın bir süre kamuda ve özel sektörde bir sağlık çalışanı olarak hizmet vermiş birisiyim. Ben biliyorum ki hiçbir hastanede acile başvuran hastaya senin sağlık güvencen ne, paran var mı diye sorulmaz. Öncelikle imkanlar ölçüsünde hastaya müdahale edilir; hastanın derdine derman olmaya çalışılır.

Esasen o acil personelinin ve doktorlarının o hasta için nasıl bir çaba ortaya koyduklarını Sayın Sağlık Bakanının bilmemesi ise hiç mümkün değildir. Ancak buradan da anlaşılacağı gibi Sayın Sağlık Bakanının derdi sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması ya da vatandaşa daha iyi bir sağlık hizmeti sunumu değil, seçimlerde nasıl daha çok oy alınabileceğine yönelik olduğu için bu açıklamaları gayet de bilinçli bir şekilde yapmaktadır.

Ancak Sayın hükümete ve Sayın Sağlık Bakanına buradan sesleniyorum, artık şapka düştü, kel göründü. Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin sunumundan sağlık hizmeti sunucuları memnun olmadığı gibi sağlık hizmeti alanlar da memnun değiller. Sağlık hizmeti sunumunda en önemli kriter sağlık hizmeti sunumunun kalitesidir, rasyonel olmasıdır.

İster ücret ödeyin ister  ödemeyin eğer kaliteli bir sağlık hizmeti alamıyorsanız yani derdinize derman bulamıyorsanız bu sunulan sağlık hizmetinin hiçbir önemi yoktur. Uydurulan ucube bir performans sistemiyle hekimler vicdanları ile cüzdanları arasına sıkıştırılmak istenmiş, hekim hasta ile ilgilenmekten çok aklı alacağı puan ile karıştırılmış, bu arada da yoğun hasta trafiği içerisinde olan hastaya olmuştur.

Değerli Milletvekilleri,

               Bakınız iddia ediyor ve söylüyorum, bu sürdürülebilir bir sağlık politikası değildir. Hükümete yol yakınken bundan dönmesini  ve daha rasyonel bir sağlık politikası izlemesini öneriyorum. İnsanlar sağlık hizmeti adına resmen kandırılmaktadır. Sağlıkla uzaktan yakından az çok ilişkisi olanlar bilirler.

Çok hasta bakarak sağlık hizmetlerine kalite gelmez. Bu gün araştırma hastaneleri ve tıp fakültesi poliklinikleri sistemden kaynaklanan sebeplerle birer sağlık ocağı, aile hekimi polikliniği gibi çalışmakta, yoğunluk nedeniyle hastasına gerekli zamanı ayıramayarak bir araştırma yapma imkanı bulamamaktadırlar. Yıllara sari olarak baktığımızda hekime müracaat sayısı artmış, ancak tedavi memnuniyeti ve kalitesi düşmüştür.

Hal böyle olunca devletin sağlık hizmetlerine harcadığı para da esasen yetersiz olmasına rağmen karşılığını da bulmamıştır.               

Değerli Milletvekilleri,

          İnsanın yaşam hakkı, sağlık hakkı en temel bir hak olduğu gibi aynı zamanda toplumların kalkınması ve ileri gidebilmesi için eğitilebilir sağlıklı nesillere de ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Bu gerçeği burada bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyoruz. Ülkemizin geleceği için bunun vazgeçilmez bir durum olduğunu da ayrıca ifade etmek istiyorum.

Bu gün Sağlık Bakanlığının bütün şişirmelerine ve popülist yaklaşımlarına rağmen Türkiye maalesef sağlık hizmetlerinde örnek aldığı ABD ve AB ülkelerine göre çok gerilerde kalmıştır. Gayri safi yurt içi hasıladan sağlığa ayrılan pay Amerika Birleşik Devletlerinde % 16, AB 27 ülke ortalaması % 8,92, Türkiye’de ise sadece % 6’dır. Kişi başına sağlık harcaması ABD’de 7290 Dolar, AB 27 ülke ortalaması 2468 Dolar, Türkiye’de ise 600 Dolardır.

Türkiye’deki kişi başına düşen hekim ve personel sayısı örnek aldığımız ABD ve AB 27 ülkelerine göre çok azdır.Buradan dünyanın on altıncı, Avrupa’nın da altıncı büyük ekonomisi olduk diyen Sayın Başbakana ve hükümete bu rakamları hatırlatmakta yarar görüyorum.

               

Değerli Milletvekilleri,               

                Konuşmamın bu bölümünde sağlık çalışanları ve özellikle hekimlere yönelik saldırılarla ilgili basında yer almış bazı değerlendirmeleri sizinle paylaşmak istiyorum. Hekimlere yönelik şiddetle ilgili haberleri son beş altı yıldır daha sıklıkla duymaya başladık. Önceleri bu haberlere daha seyrek rastladığımız için haber değeri günümüze oranla daha yüksekti.

Bu gün bu haberler daha olağanlaştı. Bu günle geçmiş arasındaki fark şu ki, bundan yıllar önce bu haberleri dinlerken ya da okurken hekim toplumuna yönelik bir tehdit algılamasına sahip değildik. Hekime yönelik bu saldırılar artık bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu anlamda Türkiye’nin doğu bölgelerinde ve kamu çalışanı olmak üzere iki ay içinde kırk hekimin şiddet gördüğü gerekçesiyle adli makamlara başvurduğu belirtiliyor.

İstanbul Tabip Odası ve Türk Tabipler Birliği sağlık ortamında hekime ve diğer sağlık personeline karşı giderek artan şiddetle ilgili yaptığı çalışmada en önemli boyutun sağlıkta dönüşümle birlikte Sağlık Bakanlığının sağlıkçıları hedef göstermesi, eğitim düzeyi ve medyada çıkan olumsuz haberler, aşırı iş yükü olarak gösterilmektedir.

 

Konya Tabip Odası Başkanı Prof.Dr. Faruk Aksoy hekime duyulan saygı açışından konuyu şöyle değerlendiriyor: Artık hekime duyulan saygı eser miktarda kaldı, çalışma ortamına ve hekimin sosyal şartlarına hiç bakmadan artık hekimi direkt tahkir edici davranışlar sıradanlaştı ve sık görülme başlandı diyor.

        Burdur-Isparta Tabip Odasının 2008-2010 yılları arasında yapmış olduğu hekime yönelik şiddet araştırması Türkiye’de hekime yönelik uygulanan şiddetin oranını gözler önün seriyor. Bu araştırma verilerine göre kamu sağlık hizmetinde çalışan uzman hekimler arasında şiddete uğrama oranı % 45 iken, özel sağlık hizmetlerinde çalışan uzman hekimler arasında şiddete maruz kalma oranı % 5 olarak görülüyor.

Yaşamları boyunca en az bir defa şiddete maruz kaldığını söyleyen sağlık çalışanı oranı % 64, şiddete tanık olan sağlık çalışanı ise % 96 oranındadır. Şiddet uygulayanların % 86’sı hasta ve hasta yakınıdır. Sadece hastaların uyguladığı şiddet oranı ise % 6 civarındadır. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin % 14’ünü de sağlık idarecileri gerçekleştirmişlerdir. Şiddet uygulayanların % 92’sini erkekler oluşturmaktadır.

               

Bu konu ile ilgili bir değerlendirme de Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Şahin Aksoy’dan gelmiştir. Dr.Aksoy görüşlerini şöyle aktarmaktadır; “Acil servis hekimlerinin sıkça şiddete maruz kalmasının nedeni iş yoğunluğu, başvuranların gerginliği ve hepsinin ötesinde sağlıkta dönüşüm adı altında siyasiler tarafından halka vaat edilen acilde sonsuz hizmet ve hürmet göreceklerinin pompalanması,

acilde şiddet olaylarının artmasındaki başlıca nedenleri oluşturmaktadır.” diyor.              

                Değerli Milletvekilleri,

                  Ayrıca sizlerle geçen yıl (2011) 21 il ve 19 Tabip odasının Samsun Tabip Odası önderliğinde düzenlemiş olduğu genişletilmiş hekim çalıştayı sonuç bildirgesinde yer alan Türkiye’de Sağlık Hizmetlerinin sunumundaki görüşlerini sizinle paylaşmak istiyorum.      

 Hekimleri pozitif motive edebilecek düzenlemeler, uygulamalar derhal gündeme alınmalı ve uygulanmalıdır. Kamuoyunda mesleki saygınlığımız yeniden kazandırılmalıdır. Sağlıkta dönüşüm ve (şayet varsa) sağlık alanında elde edilen başarılarda hekimlerin katkısı var mıdır? Bu katkıyı ödüllendirmek mi cezalandırmak mı gerekir?

               

Hekimlik mesleğinin memuriyetle bağdaşan bir hizmet sınıfı olmadığı, hekimin diğer memurlardan farklı olarak gece-gündüz, tatil günlerinde de mesai kavramı olmadan hizmet veren sanat ehli bir meslek grubu olduğu göz önüne alınmalıdır. 

                Hekimlerin önündeki belirsiz tablo kaldırılmalı, hekimler yarınlarından emin olarak görevlerine yapar hale getirilmelidir.

 

Performansa dayalı döner sermaye uygulaması olmalı ancak hekim elde ettiği gelirin en fazla % 25-30’unu bu şekilde elde etmeli, % 70-75’lik geliri emekliliğe de yansıyan sabit gelir olmalıdır.

                Performans uygulamasında puanlardaki dengesizlikler, ameliyat sınıflamalarındaki eksiklikler ve bölümler arası uygulanan adaletsizliklerle ilgili köklü revizyon gerekmektedir.

                Hasta hakkının hekime hakaret ve hekim dövme hakkı olarak görülmesi konusundaki yanlış imaj düzeltilmeli, şiddete sıfır tolerans sözde kalmamalı, sağlık çalışanına kalkan el karşısında Sağlık Bakanlığını bulmalıdır.

                Tam gün yasasını ve performansa dayalı döner sermaye sisteminin bu halinin bu kutsal mesleğin sahiplerine haksızlık ve zulüm olduğuna inanıyoruz.

                Tabip Odalarının başı olan Türk Tabipler Birliği, ideolojiden, siyasetten uzak, herkesi kucaklayan, sadece hekim haklarını ön plana çıkaran yaklaşım içinde olmalı, bu yönde politikalar üretmeli, hekim dış faktörlerle iş birliği yapmaktan vazgeçmelidir.                         

Değerli Milletvekilleri               

                Performansa dayalı ek ödeme sistemi temelde iyi niyetle hazırlanmaya başlanmış olsa da gelinen duruma bakıldığında başlangıçta olduğunu var saydığımız iyi niyet dışında pek iyi bir tarafı kalmamış, haksızlık ve adaletsizliğe zemin hazırlayan bir yamalı bohçaya, bir ucubeye dönüşmüştür.

                Performans sistemi kurgulanırken tüm doktorların tembel olduğu ve ancak parayla motive edilebileceği varsayılarak hazırlanmıştır. Sistemi kötüye kullanıp haksız kazanç elde eden bir takım hekimleri denetleyip cezalandırmak yerine evrensel ve adil hukuk sistemlerindeki “Ceza suçluya verilir, alınan kararlarla suçlunun yanında masum da cezalandırılamaz” mantığı yerle bir edilmiş ve inatla tüm hekimlere kırk katır mı kırk satır mı sorusu dayatılmıştır.

                                Performans sisteminin şu anki haliyle yürümesi mümkün değildir. Şu anda kendi irade ve çabaları dışındaki faktörler nedeniyle ya da meslektaşlarının haksız beyan ve kazançları yüzünden sistemden az pay alan hekimler, tabiri caiz ise sistemin üç kağıdını öğrenecek ve eğer bunu uygulamaya gönülleri razı olursa daha çok pay alacak ya da bir yolunu bulup daha çok döner sermaye veren hastanelere geçiş yapacaklardır.

                Sistemin sessiz ve habersiz kurbanları hastalardır. Şu anki performans sistemi, riskli büyük vakalar yapmak yerine, daha çok para kazandırdığı ve daha az risk taşıdığı için küçük vakalar yapmayı teşvik etmektedir. Halen hekimlere dayatılan ne kadar puan o kadar para sistemi,  yönetenler tarafından hekimlere yöneltilen paragöz ve hırsız suçlamaları ve malpraktis yasasının dayanılmaz ağırlığı ile birleştirildiğinde sistemin sessiz habersiz kurbanı olan hastalar diye başlamamızın sebebi budur.

İşin doğrusu, tıp sanatı (Tıp, bir meslek değil sanattır) öyle bir alandır ki, bu ifadenin ne zaman bir tıbbi gerçeği ne zaman amansız performans sisteminin acımasız gerçeğini yansıttığını anlamak mümkün olmayacaktır. Bu durumla karşılaşan hasta, bir sağlık çalışanı hatta bir hekim bile olsa  gerçeği ayırt etmesi çok zordur.

Burada “hekim bunu yapmaz” gibi düşünceler akıldan geçecektir, ancak insan psikolojisi benzerdir ve aldıkları tüm eğitime rağmen doktorların da bu adaletsiz ve haksız sistemin dayatmalarına sonsuza dek özveri ile direnmelerini beklemek sadece bir hayaldir.

Hastaların farkına varmadan mağdur olduğu bir başka uygulama da gereksiz müdahalelerdir.

 

Daha çok iş, daha çok para sisteminin aldatıcı ışığına kapılan bazı hekimler müdahale endikasyonlarını alabildiğine genişletmiş, her taşı safra kesesini almaya, her iltihap geçiren bademciği ameliyat etmeye, her idrar şikayeti veya mide yanması olana endoskopi yapmaya başlamıştır. Kısacası alternatif tedavilerle iyileşebilecek ya da girişimel işlem yapılmadan tanı konulabilecek hastalar farkına varmadan bir yığın ilave riskle karşılaşmaktadır.

İnsan sağlığını konu alan bir meslekte “kalitatif” sonuca değil de “kantitatif” sonuca para verirseniz olacağı budur.

                Usulen bir muayene yapmış gözüküp reçete yazmanın en kolay para kazandıran yöntem olduğu şimdiki döner sermaye sistemi, doktorun tanıya gitmek ve sorunu temelinden çözmek için çaba harcamasını aynı hasta ile uzun süre uğraşıp derdine derman aramasını dolaylı olarak engellemektedir.

                Maalesef böyle giderse çok geçmeden bu gün aklımıza bile gelmeyen etik dışı davranışlara şahit olacağımız kesindir. Sistemin acilen çok ciddi bir revizyondan geçirilmesi gereklidir. Bu sistemi kuran ve vebali üstlenenlerin, inanç ve ahlak evrenimizin temel taşlarından olan hatadan dönme faziletini göstererek adaletsiz ve haksız bir sistemi düzeltme şerefini de kazanmalarını sabırla bekleyeceğiz.

Sonuç olarak gün geçmiyor ki gazetelerde, televizyonlarda ya da internette saldırılmış ya da mahkemelerde süründürülme durumunda bırakılmış bir doktor haberi olmasın. İster istemez tabip odalarının, sağlık meslek oda ve sendikalarının ana görevlerinden biri de her saldırının ardından kınama ve basın açıklaması yapmak oldu.

 

Başka hiçbir meslek grubuna yönelik bu derecede yoğun bir saldırı görmek ve başka hiçbir meslek odası ya da örgütünden bu kadar sık kınama açıklaması duymak herhalde mümkün değildir. Hastayı iyi edemezseniz, ya da hasta kendisinin iyi edilmediğine inanıyorsa o zaman durumunuz maalesef vahimdir. Ya hasta yasal yollara başvurarak sizi ilgili makamlara şikayet eder  ya da dava açar.

Sözel ve davranışsal saldırılar memnuniyetsiz, pis ve tehditkar bakışlar, beddua, sözlü saldırı, hakaret, küfür, tehdit ya da fiziksel saldırılar, fiili saldırı, darp, dayak, sakat bırakılma, öldürülme, hekim yorgunluğu, iş yorgunluğu, altyapı ve teknolojik yetersizlikler, sistem hataları hiç hesaba katılmadan, sağlıkla ilgi her olumsuzlukta doktorlar suçlanmaktadır.

               

                Yoğun bakımda yer yoktur, ilaç alerji yapar, kan bulunamaz, hasta iyileşmez, ambulans geç gelir, suçlu doktordur. Hekim dışı faktörler de bu şekilde hekime saldırıya dönüşmektedir. Doktor hastaya yaptığı girişimden dolayı yargılanmamalıdır. Şayet görevi ihmal, aksatma varsa suçlu olabilir. Kanunlardaki hata ve boşluklardan yararlanılarak doktorlara açılan davalar her geçen gün çığ gibi artıyor.

Doktorlar hastaların rakibi veya düşmanıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor, hasta hakkı doktor dövme hakkı olarak anlaşılıyor, izlenen politikalar neticesinde bu saldırılar her gün artış gösteriyor. Hekim eksikliğinin değişen sağlık sisteminin aksayan yönlerinin ve popülist politikaların hekimler için sarf edilen olumsuz sözlerin kurbanı doktorlar oluyorlar. Sağlık çalışanlarının % 75’i doğrudan şiddete maruz kalıyor. % 100’ü ise şiddete tanık oluyor.

Sağlıkta şiddete sıfır tolerans sözde kalmamalı, sağlık çalışanına saldıran karşısında hukuken Sağlık Bakanlığımızı bulmalıdır. Hastanelerde sağlık çalışanı hakları birimi oluşturulmalı, sağlık çalışanına yapılan şiddetin takipçisi ve müeyyide uygulayıcısı olmalıdır.

 

Değerli Milletvekilleri,

               

                Ülkemizde sağlık çalışanlarına ve özellikle de hekimlere yönelik her türlü saldırılar öyle bir boyut kazanmıştır ki, bu konu ile ilgili meslek örgütleri Türk Tabipler Birliği, bağlı odalar, bu konu ile ilgili bir panik içerisinde çalıştaylar, toplantılar düzenleyerek neler yapabileceklerini tartışıyorlar, olayları tüm sosyal boyutuyla masaya yatırarak kendilerinin alabilecekleri tüm önlemleri almaya çalışıyorlar ancak neticede bu konu ile ilgili olarak en önemli görevin devlete düştüğü noktasında birleşiyorlar. Yani bu konuda Sağlık Bakanlığının aktif bir şekilde görev almasını ve Türkiye’de en büyük sağlık işvereni olarak gereğini yapmasın talep ediyorlar. Aksi takdirde bu politikaların devam etmesi halinde sağlık çalışanlarına karşı şiddetin giderek artma ihtimalinin yüksek olduğunun altını çizmektedirler.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak sağlık çalışanlarına karşı şiddetin önlenmesi hususunda hükümete her türlü desteği vereceğimizi buradan ilan ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

               

                

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 362 543 88 67 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim