• BIST 117.235
  • Altın 161,959
  • Dolar 3,7784
  • Euro 4,6204
  • Samsun : 12 °C

RUH ZARAFETİ

OSMAN KARA

Kudsi Erguner’den duydum bu harika ifadeyi. “Ruh zarafetimizin kayboluşundan” yakınıyordu bir söyleşide. O ana kadar hiç düşünmediğim bir konuydu bu. Bırakın düşünmeyi aklımdan bile geçmemişti bu iki kelimeyi yan yana getirmek ve hem toplumsal bir hastalığa teşhis koymak hem de aynı zamanda tedavinin reçetesini yazmak. Her şeyin ruhta başlayıp yine ruhta bittiği, derdimizin de dermanımızın da burada olduğu bundan daha güzel ve daha doğru nasıl anlatabilirdi ki?

İmparatorluk bakiyesi bir toplum olarak kaybettiğimiz topraklara yanıyoruz da kaybolan kültürümüzden, o kültürü sabırla inşa ettiğimiz kelimelerden hiç bahsetmiyoruz. Asıl kaybımız kelime hazinemizin her geçen gün biraz daha fakirleşmesinde. İki üç yüz kelimeyle konuşuyor üç dört yüz kelimeyle yazıyoruz. Daha doğrusu konuştuğumuzu ve yazdığımızı zannediyoruz. Bu sayıda kelimeyle konuşmak ve yazmak belki birkaç bin yıl önce mümkün ve yeterliydi ama günümüzde hiçbir toplum bu kadarlık bir kelime haznesiyle yetinemez. Eğer ilerlemek, bırakın ilerlemeyi, mevcut yerini korumak istiyorsa şayet, en az birkaç bin kelimeyle konuşup beş altı bin kelimeyle okuyup yazmak zorundadır her toplum.

Kelimelerin de ruhu vardır. Sırf harflerden ibaret değillerdir. O ruh yıllar, asırlar içinde oluşur ve toplumun hafızasına yer eder. O ruhu yakalayamayan toplum ne edebi bir şaheser ortaya koyabilir ne de bilimsel bir keşifte bulunabilir. Kelimelerle düşünülen dünyada kelime haznesi düşünmeye yetmeyen insanlar ya da toplumların kazanacağı hiçbir yarış yoktur.

Geçenlerde Prof. Dr. Selçuk R. Şirin’in “inovasyona tahayyül dediğini” okuyunca, kafamda her şey yerli yerine oturdu. Tahayyül etmek; ne muhteşem bir fikri faaliyet ve ne kapsamlı bir kelime! Attila İlhan da tahayyül gücüne çok önem verirdi. İsmet Paşa’ya da en çok “Bu milletin muhayyile gücünü öldürdü” diye kızardı. Ona göre önceki nesil, yani Cumhuriyeti kuran nesil, akıl almaz bir hayal gücüne ve gücünün arkasından gidecek bir iradeye sahipti.

12 Mart döneminin Kültür Bakanı Talat Sait Halman, tanınmış edip ve mütefekkirlere mektup göndererek “Cumhuriyet’in elli temel eserini ve bu eserleri gençlerin anlayacağı şekilde sadeleştirebilecek kimselerin” adını istemişti de Hüseyin Nihal Atsız kıyametler koparmıştı. İki noktada yoğunlaşıyordu itirazları; birincisi, Cumhuriyet henüz elli yaşını yeni dolduruyordu, elli yılda elli temel eser yazılamazdı. ikincisi de, temel eserler gençlerin anlayacağı şekilde sadeleştirilirse temel eser olmaktan çıkardı. Yapılması gereken, en az sekiz on bin kelimeyle yazılması gereken temel eserleri en fazla yedi sekiz yün kelimeyle konuşan, okuyup yazan gençlerin seviyesine indirmek değil, tam tersine gençleri temel eserleri anlayacak kelime zenginliğine kavuşturmaktı.

Heyhat, o günden bugüne daha iyiye değil, daha kötüye gidiyoruz. Belki bazılarımız yabancı dil öğreniyor ama büyük çoğunluğumuz kendi dilimizdeki kelimeleri yavaş yavaş terk ediyoruz. Hem kendimiz fakirleşiyoruz hem dilimizi fakirleştiriyoruz.

Bu yazı toplam 134 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim