• BIST 103.200
  • Altın 196,867
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • Samsun : 22 °C

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ÜÇ DERS

OSMAN KARA

Osmanlı tahtında III. Selim oturuyor, Fransız tahtında ise Napolyon Bonapart. Tulon limanında hummalı bir faaliyet var, donanma sefere hazırlanıyor. Bizim haberimiz Ruslar vasıtasıyla oluyor. Ruslar seferin Mısır’a olacağını söylüyorlar bize. Fransa bizim kadim dostumuz(!), ihtimal vermiyoruz ama yine de Paris elçimiz Seyit Ali Efendi’ye soruyoruz. Seyit Ali Efendi’nin “Tulon’daki hazırlıkların hedefi Osmanlı arazisinde bir yere değildir. Muhtemelen Maltaya’dır” diyen raporu İstanbu’a ulaştığında Napolyon Mısır’ı işgal edeli 25 gün olmuştu.
Napolyon’un Mısır seferinden yaklaşık bir asır sonra da İtalyanların Trablusgarp’ı(Libya’yı) işgale hazırlandıkları haberi ulaşır İstanbul’a. Sadrazam(Başbakan) Hakkı Paşa o makama Roma Elçiliğinden gelmiştir; İtalya’yı ve İtalyanların tarihi emellerini bilmesi lazımdır. Üstelik Roma Büyükelçimiz Kazım Bey de bu söylentileri bir raporla belirtmiştir. Ama Hakkı Paşa bütün bunlara rağmen Meclis-i Mebusan’da bir soruya cevap verirken “İtalya ile münasebetlerimiz gayet normal ve pek dostanedir. Kazım Bey gaflet içindedir. Aklınca hükümeti ikaz etmek istiyor” diyecektir.
Hakkı Paşa’nın konuşmasından kısa bir süre sonra İtalyan Hükümeti Bab-ı Ali’ye bir nota vererek “Trablusgarp’tan çekilmemizi” ister. Bir söylentiye göre İtalyan notası verildiğinde Hakkı Paşa İtalya’nın İstanbul Büyükelçisinin evinde briç oynamaktadır. Kendisine bir zarf içinde gönderilen notayı okumaz bile. “Şimdi sırası değil, hele şu oyunu bitireyim de ondan sonra” der. Paşa briçte ne yaptı bilinmez ama Trablusgarp elimizden gitti gider.
Trablus’u bizden alıp götüren gaflet sadece bundan ibaret değildir. İtalyanlar Trablus’u işgale hazırlanırken Trablus valisi de komutanı da “vilayete ait işleri konuşmak üzere” İstanbul’dadır. Dahası, Trablus’taki askerler kısa bir süre önce oradaki komutanların itirazına rağmen zamanın sadrazamı Mahmut Şevket Paşa tarafından Yemen’e kaydırılmış, silah ve cephaneler de İstanbul’a getirilmiştir. 
Yıl aynı yıl, yıl 1911, Balkanlar kaynıyor, Balkan devletleri arasında ittifaklar kuruluyor, savaş hazırlıkları yapılıyor; biz ise talim ve terbiye görmüş Rumeli Ordusu’nu terhis etmekle meşgulüz. Atina Ataşemiliterimiz Zeki Bey ile Maslahatgüzarımız Ali Galip Söylemezoğlu rapor üstüne rapor yazarak ittifakı bildirirler. Gaflet aynı gaflettir, zaman değişse de gaflet değişmez. Bu kez de zamanın Harice Nazırı(Dışişleri Bakanı) Asım Bey kürsüdedir ve “Balkanlar’ın aleyhimize birleşmeleri külliyen yalandır. Balkanlardan imanım kadar eminim” demektedir. Asım Bey de o makam Sofya Büyükelçiliğinden gelmişti.
Asım Beyin “Balkanlar’dan imanım kadar eminim” demesinden çok kısa bir süre sonra, İlber Ortaylı’nın “Balkanlar’daki Anavatan” dediği “Şu Bizim Rumeli” elimizden çıktı. Hem de 642 bin şehidin kanı ve canına mal olarak.
Tarih boş övünmeler ve temelsiz öykünmelerden çok ders almak için okunmalı ve öğrenilmelidir.

Bu yazı toplam 782 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim