casino maxi
  • BIST 99.937
  • Altın 237,397
  • Dolar 6,1456
  • Euro 7,2414
  • Samsun : 22 °C

ONLAR VE BUNLAR

OSMAN KARA

27 Mayıs 1960 ihtilali Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “emir komuta kademesi” dışında başarılan ilk ve tek ihtilaldir. Emir komuta kademesi dışında gerçekleştirilmek istenen 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 kalkışmaları da tıpkı 15 Temmuz 2016 kalkışması gibi başarısızlığa uğramıştır. 12 Mart ve 12 Eylül ise tamamen emir komuta kademesi tarafından gerçekleştirilmiş sonuç alan iki denemedir. Komuta kademesi istediği sonuca 12 Mart’ta muhtıra 12 Eylül de ise ihtilalle ulaşmıştır.

Önceki başarısız kalkışmalar ya da başarılı darbeleri 15 Temmuz kalkışmasından ayıran iki önemli özellikten birisi planlama diğeri ise akıtılan kan farkıdır. Öncekilerin hiçbirinde 15 Temmuz kalkışmasında olduğu gibi kardeşkanı akmamış, hiçbirinde bunca can kaybedilmemiştir. Bunda en büyük amil öncekileri yapanlarla sonrakini yapmaya kalkanlar arasındaki idrak ve hedef farkıdır.

Öncekiler öncelikle askerdir, askeri liselere ve harp okullarına bu milletçe “kutsal kabul” edilen bir mesleğe intisap ederek millete ve devlete hizmet vermek için gitmişlerdir. Onlar o tarihlerde sadece ve sadece devletin, milletin ve ordunun emrindedirler. Onlar o okullara inanarak ve hak ederek girmişlerdir. Darbeyi yaparken de darbeye kalkışırken de sadece tarihlerinden ve vicdanlarından emir almışlar, ne kadar yanlış olursa olsun yaptıklarının doğru olduğuna sonuna kadar inanmışlardır. Ve onlar hiçbir zaman vatandaşlarına kurşun sıkmayı akıllarından bile geçirmemişlerdir.

Bunlar, yani sonuncular, yani iğrenç bir kalkışmayı aptalca planlayanlar ise askeri okullara devleti ve milleti savunmak için değil “hoca efendilerinin talimatı” ve “abi ve ablalarının ahlakdışı imtihan hileleriyle” ve “devleti ele geçirmek” için girmişlerdir.

Birinciler bulundukları makamlara üstün başarıların ve dürüst sicillerin sonucu gelirken sonrakiler kendilerinden önceki gerçek askerlerin siyasetin gafleti “abilerin kumpası" sonucu tasfiye edilmesiyle gelmişlerdir. “Maklube” yapmaktan planlama yapmaya ne vakitleri olmuş ne de ihtiyaçları. Kepaze kalkışmalarının sefaletinde bunun rolü büyüktür.

Sonrakilerin ahlak anlayışı ve “biat” alışkanlıkları askeri yetersizliklerinden çok daha büyük zarar vermiştir bu devlete. Milletin “Peygamber ocağı” kabul ettiği bir kurumun tüm değerleri yozlaştırılmış, bu milletin orduya olan inancı ve saygısı büyük ölçüde sarsılmış ve bu ordunun günahsız erleri ilk defa kendi halkına silah sıkmış ve yine kendi halkı tarafından dayaktan geçirilmiştir.

Mehmetçikleri operasyon bölgesine getiren rütbelilerin zor karşısında onları halkın insafına terk ederek sırra kadem basması komutanlık şerefine sürülmüş çıkması imkânsız kara bir lekedir. Komutanlık sağ salim getirdiği askeri kışlasına sağ salim götürmeyi ya da götüremiyorsa bile onların kaderini paylaşmayı gerektirir.

Bu millet, bu devlet ve bu ordu yaralıdır. Bu kepaze ve bu ahlak ve yasa dışı kalkışmaya katılanlar elbet tasfiye olacaklar ve elbet yargılanacaklar. Ama onların yerine gelecek olan kadroların ne kadarı yine onların “devletin damarlarına sızma” politikaları gereği ordunun kılcal damarlarına sokulmuş cemaat askerlerinden olacak? Bu da benim endişem. Bu konuda gösterilecek hassasiyet her şeyden önde gelmelidir.

Yara derin; inanıyorum ki biz akılla, sabırla ve hukukla bu yarayı sararız. Sarmaya da mecburuz.

Bu yazı toplam 493 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim