• BIST 103.200
  • Altın 197,005
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • Samsun : 22 °C

KÖY ENSTİTÜLERİ

ESRA DENİZ KARAGÖL

Cumhuriyetin ilk yıllarında 16 milyon nüfusun  2,5 milyonu okuma yazma biliyordu ve nüfusun  %80’i köylerde yaşıyordu.Ekonomi tarıma dayanıyordu.Ülkeyi eğitmek demek bir anlamda köylüyü eğitmek demekti.

            Öğretmen okullarından mezun olan yeni nesil kentli öğretmenler kimi zaman köylerde uyum sorunu yaşamakta, kimi zamanda sayıları yetersiz kalmakta idi.Köy okulunda kısıtlı imkanlarla  sadece okuma yazma öğrenen köylü bunu da zamanla unutuyordu.Okuma yazma bilmeyen insanımızın eğitilmesinden bahsetmek mümkün değildi.Ülke gerçeklerini kavrama ve müdahale etmede hiç zaman kaybetmeyen Atatürk  durumu değerlendirmeye alarak en akılcı çözümü bulmaya çabasına girdi.

            Ülke sorunlarının masaya yatırılarak iktisadi kalkınmanın ne şekilde planlanacağı düşünülen 1.İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat-4 Mart 1923)’nde ismi konulmamış olsa da taslak olarak Köy Enstitüleri fikri ortaya atıldı.

            1924 yılında Atatürk aralarında İsmail Hakkı Tonguç’un da bulunduğu bir heyeti Anadolu’ya durum tespitine gönderdi.Diğer taraftan dönemin ünlü eğitim psikoloğu John Dewey’i yurda davet etti.

            John Dewey kalkınmanın gerçekleşmesi için köklü eğitim hamlesinin şart olduğunu bununda köylerden başlatılarak başarı sağlanabileceği görüşünü belirtti.Anadolu’yu gezen heyet askerden dönen çavuşların köylü çocuklarına okuma yazma öğrettiklerine, yeni yönetim şekli cumhuriyeti anlattıklarına tanık olurlar.Bu raporlar ışığında Atatürk askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy gençlerini kısa bir eğitim aldıktan sonra kendi köylerin de öğretmen olarak görevlendirilmesini sağladı.Bu uygulamalar köy enstitülerine zemin oluşturan başlangıçlardı.Bu arada dönemin Milli Eğitim Bakanı büyük aydın Hasan Ali Yücel ve adı tarihe köy enstitülerinin mimarı olarak geçecek olan İsmail Hakkı Tonguç köy enstitülerinin uygulamaya konulması için büyük özveri ve inançla çalıştılar.Değişik ülkelerdeki eğitim modelerini bizzat yerin de inceleyen İsmail Hakkı Tonguç yurt dışında uygulanan eğitim modellerini olduğu gibi alarak ülkeye getirmek yerine araştırmalar yaparak, özümseyerek bizim şartlarımıza uygun kendi modelimizi oluşturmaya büyük gayret sarf etti.Bütün bu gayretler sonucunda 1936 yılında deneme amaçlı açılan Köy Enstitüleri ile köy eğitim hizmetleri başlatılmış oldu. Dört yıl sonra 17 Nisan 1940 tarihli 3803 sayılı kanun gereği yasallaştı. Yani bu tarihte Köy Enstitüleri resmen kurulmuş oldu.

            Enstitülerin temel eğitim felsefesi ‘‘üretim için de eğitim, eğitim için de üretim’’di.Bu amaçla köylerin yakınlarına okullar kuruldu.Bu okulların inşasında köylüler ve öğretmenler bizzat görev aldı. Burada öğrenciler çok yönlü ve uygulamalı eğitim alıyorlardı.Köy enstitülerin de okutulan derslerin %50’si kültür,%25’i tarım, %25’i de teknik derslerdi.Ezberleyip uyutulan değil düşünüp sorgulayan mezunlar vermek esastı.Öğrencilerin yetenekleri ve istekleri doğrultusunda en az bir enstrüman çalmaları hedefleniyor, tiyatro, marangozluk, demircilik gibi sanat ve zanaat dersleri uygulamalı okutuluyordu.Öğrenim sırasında okuma saatleri düzenleniyordu.Okuma öğrenciler için zorunluluk değil istekti.  Her öğrenci yıl içerisinde en az 25 klasik eser okuyordu.Hasan Ali Yücel’in bizzat çevirilerini yaptırdığı dünya klasikleri her enstitünün kütüphanesin de yerini almıştı. 1940’lı yıllarda köylerin her birinin kütüphanesinde 3-5 bin kitap bulunuyordu.

            5 yıllık eğitimini başarı ile tamamlayanlar aydınlanmış bir şekilde köylerine dönüyorlar ve burada her biri bir eğitim neferi olarak çalışıyorlardı.Köy Enstitüleri istenen amaca ulaşmıştı.Ama birileri bundan feci rahatsızlık duydular ve çatlak sesler yükselmeye başladı.Kız ve erkek öğrencilerin aynı binada eğitim görmelerini, öğrencilerin ve öğretmenlerin tek tip üniforma giymelerini kınayanlar sonradan komünizm iddialarını ortaya atacaklardı.Enstitülerin yeterince milliyetçi olmadığı söylemleri ağızdan ağza dolaşıyor enstitü öğrencileri komünistlik propagandası yapmakla suçlanıyorlardı .Aslında ortada  ne komünizm  ne de propagandası vardı. Aydınlanmanın getireceği bilinçten korkanlardan başka tehdit yoktu. İşin garip yanı muhafazakarlar enstitü eğitimini komünizmle, demokratlar cemaatleşme yolunda olmakla suçluyorlardı

            İktidar bir yandan halkın tepkisini düşünerek oy hesabı yapıyor diğer taraftan ABD’nin Truman Doktrini yardımı için öne sürdüğü şartları düşünüyordu. II.Dünya Savaşı sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği Lideri Stalin’in Türkiye’de Kars, Artvin, Ardahan ve Boğazlar’da askeri üs istemesi üzerine Milli Şef İsmet Paşa’da ABD’den askeri yardım istemişti.Bu yardımı vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiyede serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin gerçekleştirilmesini ve  ‘‘5 yıllık kalkınma planları’’ ve ‘‘köy enstitüleri’’ gibi Sovyet taklidi uygulamaların kaldırılmasını talep etmişti.

            Kendi el yazısı ile ‘‘ köy enstitülerinin cumhuriyetin eserleri için de en kıymetlisi’’ saydığını belirtmiş olan ve ‘‘köy enstitülerinde yetişmiş olan evlatlarımızın muvafakatlerini ömrüm boyunca yakından takip edeceğim’’ diye söz veren Milli Şef İsmet Paşa’nın hükümeti dönemin de dışarıdan ABD, içeriden feodal düzenin dayatmasıyla bir takım bahanelerle gerekli şartlar oluşturularak 27 Kasım 1947’de Bakan Reşat Şemsettin Sirer tarafından , Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı. Sanat alanındaki eğitimi ile ön plana çıkmış Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünün kapatılması bir eşiktir bizim ülkemizde. Aydınlanmadan karanlığa geçirildiğimiz bir dönüm noktası olarak tarihteki yerini almıştır.Büyük umutlarla köy enstitülerini hayata geçirmiş insanlar olan  Hasan Ali Yücel bakanlıktan alınmış, İsmail Hakkı Tonguç ise oradan oraya sürülüyordu.

            1948 yılından itibaren İlahiyat Fakülteleri ile İmam Hatip Kurslarının açılmasına izin verildi. 1950 yılında iktidar el değiştirdi.Demokrat Parti köy enstitüleri prensiplerini, ruhunu yerle bir edecek eğitim sistemlerini hayata geçirdi.Uygulayan ,sorgulayan ,görerek öğrenen , bilen insanların mezun olduğu bir eğitim modeli olan köy enstitülerini ezberci, derinliği olmayan, sanattan yoksun bir modele dönüştürdü.1953 yılına gelindiğin de enstitülerin sadece ismi kalmıştı.İçin de verilen eğitimin  kuruluş modeli ile artık  uzaktan yakından bir ilgisi yoktu.Ancak bu isim dahi Menderes Hükümetini rahatsız etmeye yetti ve Demokrat  Partinin başından beri hiç haz etmediği köy enstitüleri 1953 yılında  büyük toprak ağalarının baskısı ve yabancıların dayatmaları ile büyük bir icraat yapılıyor edasıyla  kapatıldı.Kalkınmayı köyden başlatıp köylüyü yönetime ortak etme gayesiyle kurulan köy enstitüleri üzerine atılan bir çok asılsız iftira ile geçmişe terk edildi.

 

Bu yazı toplam 837 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim