Yaşar VURAL-Eğitimci

Yaşar VURAL-Eğitimci

KİM DEMİŞ EMEKSİZ YEMEK OLMAZ DİYE

A+A-

Modern yaşam; duygularımızı, algılarımızı, beklentilerimizi, hedeflerimizi ya kökünden değiştiriyor ya da tahrif ediyor. Geleneği sürdürme heveslisi yahut geleneksel insan modelini özünde yaşayan ne kadar insan kaldı bilemiyorum ama artık adını koyamadığım bu çağda –kimi uzay çağı, kimi bilgi çağı, kimi internet çağı, kimi bilişim çağı diyor- modern insanın bitip tükenmez ego ve hırsları, insanın var oluş sebeplerini yeniden sorgulamasını gerektiriyor, hem de çok acil!

         Fakir Baykurt, bir denemesinde “Tavuk gibi bir yumurta yumurtlayıp kırk kere gıdaklamak olmaz” diyor. Bunu ad delisi, şan şöhret hastaları için söylüyor aslında. Çünkü çağımızın insanı yaptığı her işin karşılığını misliyle beklemekte, kör olası “ben”ini doyurmak maksadıyla yücelttiği hedefleri için, hesapçı kitapçı davranmaktadır. Televizyon yapımcıları insanların üne şöhrete olan doymak bilmez bu açlığını çok iyi keşfetmiş olacak ki, yıllardır insanları kısa yoldan şöhret sahibi yapacak yarışma programları düzenliyorlar. En önemli özelliği yeteneksizlik olan yeteneklilerin ekranlarda boy gösterdiği yarışmalardan tutun da, ses yarışmalarından yemek yarışmalarına, kutu açma yarışmalarından, adalarda ünlü-ünsüz yarışmalarına, en görgüsüz ve saygısız kızların özellikle seçildiği tarz yarışmalarından, bir çiftlikte ürün yerine sorun üretme üzerine kurulan yarışmalara kadar bir sürü saçmalığın “yarışma” adı altında en fazla izlenen TV kanallarında modern insana sunulduğunu –başka bir deyişle dayatıldığı- acı bir şekilde değerlendiriyoruz. İnsanları eğlendirme adı altında yönlerdirmeyi, bilinçsiz tüketici yapmayı, onların üzerinden rant devşirmeyi iyi çözümlemiş TV simsarları bu işlerde de oldukça başarılı oluyorlar. Dizginleyemediği “ben”inin peşinde bir köle olan modern insan eğitim seviyesi ne olursa olsun zaten meyilli olduğu bu tuzağa çok rahatlıkla düşüyor, sihirli kutuda bir kere boy göstermesi bile “kutsal hedefleri(!)” için yeterli oluyordu.

       Sadece televizyonlarda değil, çağın en ileri iletişim teknolojisi olan internet de insanların doymak bilmez “benlik”ine hizmete amadedir. Sosyal paylaşım alanlarını keşfedenler de modern insanın “paylaşım” merakını -ama burada kasıt kendini paylaşmak- çok iyi biliyor olacaklar ki, çok kısa sürede büyüdüler ve internet hizmeti veren büyük telokom şirketlerinden bile kat kat fazla kazanmaya başladılar. Bu sosyal ağlar, insanlara sanki yıllardır bekledikleri ünlü olma fırsatını vererek büyük bir sevap işlemişe benziyor. Zira kendini gerçekleştirmek (!) isteyen yüzbinlerce –belki de milyonlarca- kadın ve erkek düşük çözünürlüklü de olsa amatörce çektiği görüntüleri bu sosyal ağlara yükleyerek şöhreti yakalama peşine düştü. Kimisi sesinin ne kadar etkileyici olduğunu ispata çalışırken kimisi de yüksek zeka ürünü esprilerini pazarlamaya çalıştı. Bu yolla şöhreti yakalayanlar da olduğuna göre bu arkadaşlar doğru yolda demek ki. Aynı zamanda bu arkadaşlar “Oturduğu yerden başarıya ulaşan tek canlı tavuktur!” sözünü de boşa çıkarmış oluyorlardı. Zira oturdukları yerden şöhreti dolayısıyla da “başarı”yı yakalamış oldular. Peki bu “başarı” sürdürülebilir bir başarı mıdır? Tabi kişinin bu davranışı sadece kör bir cesaretten değil de gerçekten kabiliyet ürünüyse sanal âlemden gelen bu şöhretin sürdürülebilmesi mümkündür. Yoksa “taş attım da kolum mu yoruldu” kavlinden bir hareketle yakalanacak muhtemel bir şöhretin sonu da hüsran ve sanal olacaktır –En azından ben hâlâ öyle düşünüyorum.-

        İnsanın mayasında “tanınma, şöhret olma” isteği vardır. Her nefis, bu dünyalık mertebeyi tatmak ister. Ama bunun da bir ölçüsü, bir emeği, bir değeri olması gerekmiyor mu? Oturduğu yerden, kabiliyet kırıntılarıyla –kabiliyet demiyorum bakın- şöhreti yakalamak isteyenleri Fakir Baykurt’un “Tavuk gibi bir yumurta yumurtlayıp kırk kere gıdaklamak” sözüyle ifade etmek tam yerinde bir benzetme olur. Ömrünü sanata, edebiyata, bilime, spora, siyasete adamışların şöhreti kolay kolay yakalayamadığı bir dünyada “oturduğu yerden şöhret yakalama heveslileri”ne söyleyecek daha çok veciz söz vardır. Ancak, şu da bir gerçek ki, bu klasik ve doğru anlayış da “modernizm”e yenilmektedir.            TV’lerde yahut sanal dünyada bir sürü soytarının hem de hiçbir meziyeti yokken saatlerce oralarda boy göstermeye fırsat bulması, büyük yorumcu ya da oyuncu, yahut “sanatçı” olarak değer kazanması çağımızın “şöhret” algısının da değiştiğini göstermektedir. Bir kutu yarışmasında, tek yaptıkları şeyin kutunun içindeki rakamı tahmin etmek olan yarışmacıları –Ne yalan söyleyelim “kutunun içindekini büyük hissediyorum” gibi orijinal cümleleri de vardı- bugün ombusdman ve şöhret sahibi yorumcular olarak karşımızda görüyor, oturdukları yerden yaptıkları büyük yumurtaları pardon büyük yorumları takdirle izliyoruz.

           Bence atalarımız binlerce yıllık tecrübeyle söyledikleri sözlerde yanılıyorlar. Modern insan, mesela “Emeksiz yemek olmaz” gibi darb-ı meselleri boşa çıkarmış durumda. Emeksiz yemek olmaz demek yanlış şimdi. Örneği mi, benim yukarıda saydıklarım yetmiyorsa, siz de hem çevrenizden hem de görsel medya ya da sanal dünyadan bir sürü örnek gösterebilirsiniz…

                                                                

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.