• BIST 115.147
  • Altın 164,243
  • Dolar 3,8058
  • Euro 4,6547
  • Samsun : 11 °C

Kendi gözyaşımda temizledim akan yaşlarımı..

MURAT YÜKSEL

Üç renk vardı ömrümde yıllar yılı.. Siyah, beyaz ve bu ikisinin karışımından mütevellit soluk ve soğuk kurşuni bir gri.. Çocukluğumun regilatörsüz çalışmayan AEG marka o eski siyah beyaz televizyonundaki renksiz insanlar ve onların siyah beyaz yaşamları gibi.. Siyah gecelerde beyaz yıldızlar altında gri hayaller kurdum ben.. Olmadı! Hayallerime yaklaşıp onlara uzandığımı düşündüğüm her seferinde ayağıma yediğim çelmeler ve suratıma yediğim tokatlarla tepe taklak yuvarlandım.. Düştüm taşlı çakıllı yollarda yüzüstü.. Toz toprak yağmur çamurlu yollarda.. Can kırıkları arasında hayallerimin telaşına düştüm.. Can'ım acıdı.. Dizlerim kanadı.. Ellerim kanadı.. Gözlerimden akan yaşlar sel oldu, kendi gözyaşımda temizledim akan kanlarımı! Yüreğimse acılarını içinde sakladı ama hep yarım hep yaralı kaldı!

 

Hoşgeldiniz ıssız adamın kaybedenler kulübüne..

 

Hani bir şeyleri isteriz, çok isteriz, ama hep istediğimizle kalırız, sonu hüsran, sonu gözyaşıdır, yine de hani bu defa olmadı diye hep olmayacak degil diyerek kandırırız kendimizi ya.. Hani pes etmek yakışmaz bize deriz.. Ben de öyle kandırdım işte kendimi! Defalarca ve dahi senelerce! Olmadı! Sırtımı yere getirdi kalleş pehlivan, tuş etti beni ikiyüzlü güreşçi.. Ona kadar saydı hakem her defasında ve ben her defasında yenildim ama pes demedim! Peh! Kendimi kandırdığımla da kalmadım üstelik sadece, hayatımın bu satranç oyununda önüme çıkan bütün piyonlar da kandırdı beni tek tek! İmkansız dediklerimden yedim en büyük darbeleri! Olamaz dediklerim öldürdü içimdeki küçücük çocuğu! Oysa sarı saçlı zeytin gözlü küçücük çocuğun anne babasının dibindeki tahtadan yapılma küçücük yatağında yatarken ettiği duaları vardı; minicik eller semaya yenilmez bir savaşçı, erişilmez bir kahraman olmak için kalkıyordu..

 

Klişe sözdür, bir yerlerde bir şekilde mutlaka duymuşuzdur o meşhur cümleyi illa ki; "her gecenin bir sabahı vardır".. Kendime çok sordum, o karanlık gecelerin sabahını ben niye göremedim acaba yıllar boyunca.. Öyle seneler geçti ki ömrümde, dayanması değil tahayyül etmesi bile acı verirdi insana.. Hayatsa "yaşadıkların yaşayacaklarının teminatı, daha ne gördün ki, güzel günlerin bunlar, bu yaşadıkların sadece reklamlardı" der gibi önümde yaşanmamış seneleriyle sinsi sinsi pusuda beklerdi.. E madem öyle, "cenk meydanından kaçış yok" dedim kendi kendime, ki ben gecelerin adamıydım; karanlıkta gölgesiyle dans eden bir meczup, dört duvar arasında tahta bir masada bir dilim peynir bir kadeh aslan sütüyle bir berduş ve lüküs lambasında ışığını arayan kör bir dilenci, kabullendiklerime rağmen gizli gizli merak ettim hiç görmediğim o erişilmesi imkansız güneşin rengini, tadını, kokusunu.. Tam benim de ömrüme nihayet beklediğim, özlediğim, tadını kokusunu rengini şeklini bilmediğim o kutsal güneş doğuyor derken en deli fırtınalara soluksuz boranlara kapıldım en koyu karanlıklarla vuruştum kabuslar üzerimde! Güneşi aradığım sokakların kör akşamlarında kendimi kaybettim! Olmadı! Heyhat baktım ki istenenler olmuyor, dileklerim kabul görmüyor, düşlerim kabuslara evriliyor, olmayanı diledim bende, kırmızı karlar bekledim ömrümün yaşamadığım baharlarına! Belki yağmadı üzerime kırmızı karlar, ama bolca kızılcık şerbeti gibi kızılca kan kustum baharı beklerken sahipsiz gecelerin hapsinde!

 

Beklediğin gol, kaderin kalesine tam doksandan girerken, sevinç nıdaları ile ‘Eyyy kader, bu hayat benim ve ben de senin elinde oyuncak değilim, sonunda yendim kahpe kader seni, işte gör bak" dersin.. Dersin de bilmezsin ki hain kader pusuya yatmış bekliyordur daha maç sona ermeden bu attığın tek golle erkenci sevinmeni, aslında seninle kedinin fare ile oynaması gibi oynuyordur ve nereden bileceksin ağzındaki peyniri degil sadece, kendini de kaptıracağını kediye! Trajikomik bir kısır döngü içinde.. Dilinde yine bildik bir mırıldanma son nefeste.. Olmadı..

 

Gökkuşağının bütün renkleri.. Benim değilsiniz biliyorum, benim renklerim hala aynı yıllar yılı.. Biraz siyah, biraz beyaz ve biraz da gri.. Beni ben yapan bu renklerin etrafında dönüp dolanan yaşamlar ve iplerinin ucundaki insanlar oldu.. Ama şimdi dahası da var.. Sahiplendiğim bir deniz mavisi ve içimi ısıtan tatlı bir turuncu.. Mavi ile turuncunun dansında yüreğim.. Hiç bilmediği bir dansın sonsuz kıvrımlarına ayak uydurma telaşında.. Korkak çırpınışlarla seviyor yüreğim, içindeki öldürülmüş çocuğun yeniden doğuşunu izlerken şaşkın ve ürkek.. Yeniden bir hayata başlamanın bayramlık mutluluğu, ya elimden alınırsa diye şaşkın ve ürkek! Geç kalmış bir sevdanın dilde dua ezberinde demli bir rüya, saklıyor gözlerinden bile uçup gidecek diye, şaşkın ve ürkek! Ve ben görmesem de dokunmasam da duymasam da koklayamasam da biliyorum artık güneşin neye benzediğini!

 

Ellerimin ucunda kendi yaptığım kocaman bir uçurtma! Sadece kendi renklerimde! Mavi ile turuncunun birlestiği bir vakitte.. Uçuyor özgürlüğe gökyüzünde.. Ve hayat devam ediyor yine bir yerlerde..

Bu yazı toplam 1411 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim