• BIST 103.200
  • Altın 197,005
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • Samsun : 22 °C

KALKIN EY EHL-İ VATAN

OSMAN KARA

Hayır, “Kalkın Ey Ehl-i Vatan” demeyeceğim, onun telif hakkı Hüseyin Cahit Yalçın’a. Ben Anadolu’dan bir türkü söyleyeceğim. Bizim dilimizle söylenmiş, bizim sazımızla çalınmış bizim topraklarda asırlar boyu. Şimdilerde Zara ya da Şükriye Tutkun’dan dinliyorum. Hem türkünün hem de Allah’ın onlara bahşettiği ses güzelliğinin hakkını veriyorlar. 
Hangi sevdaların, hangi çırpınışların ve hangi umursamazlıkların sazında dünyaya geldi ve nasıl bütün zamanların üstünden atlayarak ölümsüzleşti o muhteşem türkü? Kim o suna? Belli birisi mi, özel isim mi? Adını yazmaya büyük harfle mi başlamalıyım? Yoksa suna bir güzellik, bir sevda, bir tutku timsali mi? Adını onun için mi küçük harfle yazmalıyım. 
Suna kim; bilmiyorum ama çok da önemsemiyorum. Benim derdim sunanın kimliği değil sunanın umursamazlığı, feryatları duymaması, acılar istiflenirken sunanın hala uyanmaması. “Şafak söktü yine sunam uyanmaz Hasret çeken gönül derde dayanmaz Çağırırım sunam sesim duyulmaz Uyan sunam uyan derin uykudan.” Atın şu “hasret çeken gönül” kelimelerini, yerlerine “parçalanan millet” kelimelerini koyun ve öyle okuyun birde.
Zara da Şükriye Tutkun da öyle okumuyor ama ben öyle anlıyorum. Ben o türküde bir vatan sevdalısının son çırpınışlarını duyuyorum. Ben sunanın derin uykusunda milletimin yattığı kan uykularını görüyorum. Ve ben milletim kan uykulardayken yaban ellerinde kurgulanan ve ayrılığa adım adım ilerleyen ihanetin ayak seslerini, zafer naralarını duyuyorum. Ve tekrar tekrar bağırıyorum: “Uyan sunam uyan bu derin uykudan…” Uykuda ölüm var, kurtuluş uyanmakta hem de bir an önce uyanmakta.
Ayrılıkçı ihanet ayağa kalkmış, tuğunu dikmiş, devlete ve sana meydan okuyor. “Önümüzdeki dönem özerk Kürdistan’ı inşa etme süreci” olacakmış “Biz Kürdistan'da kendi dilimizle, kültürümüzle, kendi kendimizi yöneteceğiz. Artık bunu talep eden değil, inşa eden olacağız… Artık sıra bizde ” diyor. Uyan, gözlerini aç ve gör, kulaklarını aç ve duy. “Bana ne” diyemezsin, “görmesi gerekenler görsün, duyması gerekenler duysun” kolaylığının arkasına sığınamazsın. Görmesi gerekenler görse, duyması gerekenler duysa ayrılıkçı ihanet böylesine pervasızlaşabilir miydi?
Sakın “Bu kadar mı?” diye sorma. Elbet bu kadar değil, dahası da var. Adam ülkenin bir bölümünü almış bile. Ordusu da olacak hazretin, polisi de ve elbet bayrağı da. Hani “tek vatan, tek devlet, tek millet ve tek din ya da tek dildi” ne oldu bu söylemlere? Gazeteleri var, ajansları, televizyonları var, demeç üstüne demeç veriyorlar, her şeyi açık açık söylüyorlar. Onlar saklamıyor bizimkiler saklıyor. Onların gazetesi yazıyor bizim gazeteler yazmıyor ya da yazamıyor. Onlar görüyor sen, ben göremiyoruz, biz göremiyoruz. Görmemiz, duymamız, bilmemiz istenmiyor. 
Şair “Sana senden gelir dad(yardım) lazımsa/ Zaferden ümidin kes gayrıdan(başkasından) imdat lazımsa” demiş. Kendi derdinin dermanı sensin. İhanetin ve gafletin sinende açtığı yaranın merhemi sende. Ne olur uyan bu derin uykudan ve ne olur kalk artık, yapacak çok işin var. Sadece senin uyanman yetmez, komşunu, aileni ve akrabalarını ve tüm tanıdıklarını uyandır lütfen.
Ebedi yurdumuzda bir ve beraber ve hür yaşamak için uyanmak, görmek, duymak ve bilmek zorundayız.

Bu yazı toplam 678 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim