• BIST 117.235
  • Altın 161,959
  • Dolar 3,7784
  • Euro 4,6204
  • Samsun : 12 °C

Kalbim kalıbına sığmıyor gözlerin gözlerime doğunca!

MURAT YÜKSEL

Gün, akşamı da katıp ardına, laciverdi geceye dönerken usul usul yüzünü, sefil yüreğim yine hasret şarabıyla bir olup sevgiliye susamış gönlüme yarenlik etmekte... Gece veya gündüz, dün, bugün ya da yarın, fark eder mi? Dilimde ismin.. Yüreğimde resmin... Kulağımda sesin... Sen benim en sevdiğimsin! Aşığım... Sırılsıklam aşığınım son tahlilde ölesiye... Aklımda yakası açılmadık deli dolu hayaller, başımda yine çocuk saflığında kavak yelleri vaktin bu "sen" saatlerinde... Aşkın sarhoşu bu biçare mecnun, kalbinde aşkı dahi kıskandıracak özlem yüklü cümlelerle sensizliğin imtihanını vermekte! Duyuyor musun sevgili, seninle hayat bulan bu can, sensiz kaldığı her saniye ölümle pençeleşmekte!

 

Ortaya yüreğimi koydum bu sevdada ben sevgilim! Yüreğindeyim, var mı arttıran!

 

Daha bestesi yapılmamış dünya üzerindeki en güzel aşk şarkısının henüz dokunmadığı bakir bedenlerdeki ürpertinin esrikliğindeyim... Sana yazıyorum sevgilim... İlmik ilmik sabırla döküyorum aşkımı, daha kağıdın bile icat edilmediği o eski yıllardan günümüze gelmiş tabletler gibi... Yıllarca değil, bin yıllarca dillerden dillere gönüllerden gönüllere söylenecek ölümsüz bir aşkın bestesi bu! Her harfinde seni anlatan eşsiz nağmeler var, her bir satırında seninle dolu sana adanmış bir hayat... Hani tekrarı olmayan, artık başka hiç kimseyle yaşanamayacak, şimdi umuduma yüklediğim, hasretinin nöbetlerindeki sigara dumanına sarılı zamanlarla örülü bir hayat..

 

Seni sahiplendiğim kadar hayatımı sahiplenmedim ben bu dünyada! Benimsin, ötesi var mı!

 

Yüreğindeki göz değmemiş el sürülmemiş gamzeyi gördüm ben sevgilim, o içimi ısıtan sımsıcak gülüşlerinde; her bir kalp atışında o kalp atışının senfonik fısıltısında ismimi duydum, bana seslenen... Geliyorum... Sana geliyorum sevgilim... Benim kadar kimsenin seni asla sevemeyeceğini söyleyebilecek kadar cüretkar, ömrüm boyunca senin için tek başıma bütün bir dünyaya sataşacak kadar cesur, en yüksek uçurumun tepesinden hayata nanik yapıp ölümle dalga geçebilecek kadar pervasız, Kaf dağının ardındaki güneşin yağmurla seviştiği topraklardan beş yapraklı yoncayı bulup avuçlarımda sana sunabilecek kadar çılgın, geliyorum yollarına sevgilim adım adım değil koşarcasına doludizgin...

 

Ömrüme kazıdım ben seni bir daha çıkmamacasına! Çıkışı da dönüşü de yok!

 

Yazdığım bütün satırların gizli öznesi, kurduğum her cümlenin gerçek ve tek sahibi sevgili... Hem yüzümü güldüren, hem de gözümden yürek sızlatan yağmurlar yağdıran kadın... Aldığım nefesin sebebi, heybemdeki bildiğim tek duam ve tek ezberim. Susuzluğum, açlığım, doymadığım, doyamadığım! Bulut bulut geliyorum kapına mavi damlalarımla, sana akıyorum usul usul çağlayanlarımla, sana eriyorum dağlardan aşağıya süzülen ırmaklarımla, geceyi güne katıp, hasretimi vuslata sarıp, bulutları yorgan yapıp bedenime... Kapat gözlerini, gecenin tavizkar saatlerinde bir benim ol, bir bana gel, yollarımız uzarsa sevgilim kıralım zincirleri, gir düşlerime hayallerimin ol!

 

Kalbim kalıbına sığmıyor gözlerin gözlerime doğunca! Yansa bile umrumda mı dünya!

 

İçimde kazanılmış zaferlerin mağrur, yenilmez gözükara savaşçılarının mutlak ve kayıtsız sevinci; benim kadere karşı giriştiğim bu savaşta fethedip kazandığım kuru bir toprak parçası değil sevgilim, dünyanın en değerli en nadide en paha biçilmez ve emsalsiz mücevheri! Sen! Senin yüreğin, senin kalbin, senin sevdan! Var mı bu hazineden daha önemli daha büyük bir zafer, dünya kuruldu kurulalı! Kaybettin işte kader, aşkın gücünün bütün silahlardan yenilmez denilen ordulardan daha büyük olduğunu kabul et! Ve sen... En büyük hazinem... Gül kokulu sevgilim... Can suyum... Aşk pınarım... Sokul bana, hadi dola kollarını boynuma, bir öpücük ihsan et sana susayan çatlamış dudaklarıma, aşkı fısılda kulağıma, sevdiğim ve taptığım kadın, söyle bana beni ne kadar çok sevdiğini sevişirken koynumda! Bugün... Bu gece... Her gece... Şimdi... Daima!

 

***

 

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Şimal rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz

-Cahit KÜLEBİ

Bu yazı toplam 1265 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Öznur Öner
05 Aralık 2014 Cuma 19:30
19:30
En içten duygularla yazılmış yüreğinize sağlık
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim