• BIST 103.200
  • Altın 196,867
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • Samsun : 22 °C

Hoşgeldin, gözlerime resmini çizdiğim!

MURAT YÜKSEL

Günler, günleri kovalıyor, hayat sakin ve sessiz, olağan akıyordu sen gelmeden önce... Güneş görevini hiç aksatmıyor, mevsimler sırasını hiç şaşmıyor, yağmurlar yine aynı ıslatıyor arnavut kaldırımlarını, kar taneleri aynı güzellikte süslüyordu ağaçları...

Bende senden öncesi var mıydı sanki sevgilim?

Nasıl bir tekdüzelikti bu hepsi birbirinin kopyası sakillikte...

Benim miladım, benim hayatım, benim ömrüm, benim günüm, dünüm, bugünümün başlangıcı sensin..

Seninle hayat buldum ben, seninle can buldum..

Senden önceki hiçbir şey, bana ait değildi, senden önce hiçbirşey tam değildi bu bedende...

***

Hayat akıp gidiyordu kendi halinde, hep aynı telaşlar içinde..

Ve ben senden habersiz yaşadım bunca sene, bunca mevsim, bunca gün, bunca an...

Yoktun...

Hayatımın var olma sebebi de yoktu... Hayatımın bir anlamı da yoktu... Hayatımın renkleri de yoktu... Gökkuşağından mahrumdu siyah beyaz küçük dünyam...

Siyahım soluk, beyazım donuk, yüreğim buruktu yıllar ve yıllarca...

Gecem karanlık, günüm bulanık, bedenim sarhoşluklarda...

***

İnsan farkında olmadığı, varlığını bilmediği hiç bir şeyin özlemini, hasretini, tasasını, derdini çekmezmiş...

Bilmiyordum!

Belki gizli gizli hep içimde sakladığım, hep olmasını istediğim, roman kahramanlarının, film karakterlerinin o yalın, o sade, duygusal, şiir sözlü hayal ürünü gölgelerin varlığı gerçekle düş arasına sıkışıp kalmış yansımasına masum bir özlem vardı içimde benim bile bilmediğim...

Sen neredeydin sevgilim de ben sensiz ama sana bilmediğim dillendiremediğim bir özlemle hasret kaldım, bu kadar zaman bir başıma, kendi başıma...

Ya düşümde hayalimde, ya duamda dilimde, ya gözlerimin ferinde, neredeydin sevgilim ben senleyken sensizliğinde...

Daha fazla gecikseydin beklediğim, nice olurdu benim halim, ne olurdum sensizlik denizindeki bu kör girdapta...

Bilmiyorum!

***

Mutlu muydum seni bilmezken... Ya da mutluluk ne demekti?

Bulunduğumuz hayatlar, özlemlerden ibaret miydi?

Peki ya sahip olunanlar?

Huzur, şevkat, sevgi, ilgi, beğeni ve bunların toplamı mı?

Bu muydu mutluluk...

Peki ya, aşk, tutku, bağlılık, sahip olma arzusu bunlar neresinde mutluluğun?

Benim hayatımın neresindeydi?

Çok eskilerde, unuttuğum zamanlarda, hapsettiğim kör kuyularda, tozlu, terk edilmiş tavan aralarında, nerde nerelerde...

Hayata karşı dik duruşumun, vakar oluşumun kendime güvenimin neresinde?

Herşey bize öğretildiği gibi mi yaşanır hayatta, ailemiz, yakın çevremiz gibi mi?

Örf, adet, gelenek, mahalle baskısı, elalem ne der korkusu gibi mi yoksa romanlar, filmler, masallar, hayaller gibi mi?

Cevaplar herkese göre değişiyor değil mi..

Hayatın kenarından geçmek başka, içinden geçmek başka hissettirir adama...

Cevaplarda değişir haliyle...

Yalnız ne var ki" büyük lokma ye büyük konuşma" demiş atalarımız bir (değil çok) bildikleri var belli ki..

Neymiş teori başka pratik başkaymış, neymiş yaşamadan konuşmamalıymış, neymiş kalbin işine akıl ermezmiş...

Anladım ki seni arıyormuşum kendi kabuğumda sessizce, seni bekliyormuşum gizlice, geleceğin güne edilen dualar, açıp ellerimi gökyüzüne...

Hem mutluluğun adını sen koymuştum ben hayallerimde... Mutluluk sen demekti!

Sen olmayınca her şey eksik, her şey anlamsız, her şeyin bir yanı yetim, bir yanı öksüzdü...

Yetmiyordu eldekiler, sahip olunanlar, hepsinin toplamı bir sen değil saçının bir teli dahi etmiyordu...

Bilinmeze beklentim arttıkça artıyor, çoğalıyor çoğalıyor ve bir volkan gibi patlıyordu yanardağ alevinde...

Umudum vardı, çöl ortasında aylarca susuz kaldığı halde umutla ve inançla yaşayan dervişler gibi bende sana susuzdum, inanıyordum bir gün bir kapıdan çıkıp geleceğine ve umut sevdiğim, tek ekmeğimdi...

Öğretilenler gibi değildi gerçek hayat, anlatılanlar gibi değildi içimdeki deli sevda, büyüyordum küçücük yüreğimde yana yakıla...

***

Ezberler bozulur yeniden yazılır hayatlar ve her hayat başka roman olur...

Hayat bu işte...

Olağan ve durgun zamanlarımda sessizce akan bir dere yatağının mavidenize akması gibiydi senin sularına karışmam, sen koskoca karadenizdin bense kıvrım kıvrım akan incecik bir dere...

Sevgilim gelişine bitmek bilmez şölenler, festivaller düzenlerdim, yoluna kırmızı güller sererdim, hiç uyumadan gecelerce beklerdim bileydim geleceğin günü...

Seni Kaf dağının ardındaki evinden anka kuşunun sırtında alır gelirdim bileydim ömrümün miladı olan o kutsal günü...

Yağmurlara sandal yapar, denizimde fırtınalara salar, bulutlara uçar rüzgarı biçer de gelirdim sana...

***

Geldiğim yerler, geçtiğim topraklar, varlığından haberdar olduğum hayatlar vardı benim.

Geçerken hep insan manzaralarını izlediğim, çoğu zaman beğendiğim, kimi zaman hayret ettiğim, çok nadir olmaz dediğim, mantığımın kabul etmediği yaşamlar.

Ne varki âhir ömrümde hasbelkader yaşadıklarım bir şeyi çok iyi öğretti bana,

'Hayatta hiç bir şeyin karşıdan göründüğü gibi olmadığını'

'Gördüğünün yarısına, duyduğunun hiç birine inanmamak gerektiğini'

Bu tecrübeyle birleşince hayat felsefesi oldu bende...

Güvensizlik değil bu yanlış anlaşılmasın...

Sadece beynin gözle algıladığını değil, kalbin de, duyguların da, aklın da söz hakkı olduğunun açık seçik ispatıdır...

Hayatın görünenden ibaret olmadığının anlaşılır olmasıdır...

Beyin algılar böyle bilinir ama ruh sever, ruh hisseder, ruh tanır, aşkı ölümsüzlüğe davet eden ruhtur...

Çünki ruh ilahi varlığın bir parçası aşk da insanın var olma sebebidir...

O yüzdendir birbirini gerçek aşkla bağlı ruhlar nerede ve nasıl olursa olsun beraber ve ölümsüzdür...

Ölümsüzlüğe açtık biz kollarımızı sevgilim...

Yalansız, riyasız, hesapsız kitapsız...

Bedeni şehvetlerden soyunup dünyevi zevklerden arınıp ruhumuzdaki çıplaklıkla sevdik birbirimizi en kalbi ihtiraslarla...

Olmazları oldurduk, imkansızları mümkün kıldık, günümüzü gecemizle bir yaptık, sanki yüzyıllardır birbirimize aitmiştik de sevdamızı başka nesillere taşımak için yeni bedenlerde tekrar tekrar dirilmiştik...

Binlerce yıldır sadece birbirimizi sevmiştik...

Leyla ile Mecnun olmuştuk bir devirde...

Bir dönem Yusuf ile Züleyha...

Ferhat ile Şirin'dik, Kerem ile Aslı...

Zamanın varolduğu tüm vakitlerde o en çok seven iki sevdalı...

Dağları aştı sevdamız, sınırları aştı, memleketleri aştı, destanlaştı sonsuzlukta efsanelere karıştı...

***

Derken, hayat, ince ince nakış gibi işlerken kaderi,

Ben incecik bir dereydim...

Süzülüp giderken aniden karşıma çıkan kocaman denize akıverdi sularım...

Sen ve ben vardı önce, birbirimize ait geçen vakitlerde birbirimizi bilmezlerde...

Birbirimize karışınca tek bedende biz olduk aşka susamış kıraç topraklarda.

***

Şaşkınlık içinde ne olduğunu anlayamadan karışıverdim mavi denizime...

Damlalarım birleşti sularına, tuzunun tadına vardım, her miliminde keşfe çıktım kendimce, süzüldüm katmanlarından, içini gördükçe sevdim, hüznünü gördükçe tutuldum, sonsuzluk pınarını keşfedince vazgeçilmez bir aşkla bağlandım...

Pamuk ipliğine bağlı yalan aşklara, ayran gönüllü sahte sevdalara inat kör düğümle bağlandık birbirimize aşkın kendisiyle!

Kaderin karşısında dik durduk, yıkılmadık öyle rüzgarla boranda..

Sımsıkı sarıldık birbirimize, bir daha ayrılmamacasına!

Sevdiğimdin kadınım oldun gök kubbe altında!

***

Hayat bilinmeyen ve beklenmeyen zamanlarında aşk'ı çoktan hediye etmişti bana sorgusuz sualsiz...

Gözlerimin kaybolmaya yüz tutmuş ışıltısı yeniden hayat buldu, her sabah güneş sen diye doğar oldu, aldığım nefes sen oldun, göz açıp kapatma mesafesinde bile bir an olsun aklımdan çıkmayan yine sen.

Aşkla doldu yüreğim, sensiz yaşanmayan yıllar, yok olmuş senelere karıştı...

Varlığınla can buldu bedenim"canımsın" dediğim...

Sanki yıllardır farkında olmadan gelmeni hasretle beklediğim sendin, gelmenin şerefine yıldızları ayaklarına sermek istedim, güneşi başına taç yapmak istedim..

Olmadı...

Sadece tertemiz aşkımı serdim ayaklarının altına, birde kalbimi verdim avuçlarına, al dedim istediğini yap o artık senin...

Sonrasında hayatımı açtım ardına kadar, hoş geldin, gözlerime resmini çizdiğim, hoş geldin ömrüme sevgilim, hoşgeldin...

Hediyelerin en güzeli, armağanların en değerlisi, bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydin sen...

Sabahsız hayallerimden, en güzel düşlerimden uzanıp geldin, ellerinin sıcaklığını, yüreğinin ateşini ellerimin sıcaklığında yüreğimin ateşinde birleştirdim başucumda bir nefes sonramda...

Gördüm ki gökkuşağının meğer ne çok rengi varmış, hepsi de birbirinden aşk!

Gökyüzü meğer ne kadar mavi, güneş ne kadar turuncuymuş, hayat ne kadar aşk!

Yaz yağmuru gibi değil karşılıksız, çıkarsız sonsuz bir aşk!

***

Baharın bir yüzü neşe bir yanı hüznü derdim yıllarca nerden bilebilirdim baharımın sen olacağını, tazeliğini kaybeden sarı, turuncu yapraklarla yeniden can bulacağımı, bahar rüzgarlarıyla bana eseceğini bende kalacağını, bir benim, tek benim ille benim olacağını...

Nerden bilebilirdim.

Ben bahar çocuğuyum, öyle ya hayatımın en güzel sevdası da baharda açmalıydı, baharla açmalıydı, gelişinin adı ilkbahar olmuş son bahar olmuş ne farkeder, bütün mevsimler bahar, bütün baharlar bizim olmalıydı, bu büyük bu ölümsüz aşka bahar yakışırdı!

Aşkın baharı, aşkımızın baharı!

***

Böylesi deli sevda olurmu sorarım,

Bu sevdaya pranga vurulurmu, zincirle bağlasan dururmu, yasak desen anlar mı?

Söylesene neleri göze aldık ve neleri ardımızda bıraktık ve her daim sıkıca tuttuk ellerimizi hiç bırakmadık...

Ne savaşlar verdik ikimiz birlikte bir başımıza...

Ne pusulara dur dedik aşkımızla, yıkılmaz dedikleri engelleri yıktık, aşılmaz dedikleri zorlukları aştık, dilimiz sustu yüreğimiz haykırdı tüm dünyaya!

Gecemiz aydınlandı, günümüze güneş açtı, varlığımız ruhumuzla aynı dansta sonsuzluğa ulaştı...

Tek sermayesi tutku dolu bir aşk olan öylesine deli sevda bu, zamana mekana ve sınırlara inat...

Uçsuz bucaksız mavi denizlerden turuncu ufuklara uzanan bir sevda!..

***

Ey sevgili, en sevgili, en kıymetli, sende hayat buldu bu ten, yokluğun ölümdür bana, ruhsuz, ceset değilmi bu beden...

Çaresizce dualarıma sakladığım, pamuklara sardığım sen.

Kıymetine paha olarak ömrümü biçtiğim sen!

Dilerim hep bende kal... hep böyle sev...

Bir beni, tek beni, ille beni sevgilim... Yıllar, yollar, şartlar ne olursa olsun, hep sevgimde kal...

Seni seviyorum...

 

Bu yazı toplam 1583 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim