• BIST 103.200
  • Altın 196,867
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • Samsun : 22 °C

ESKİSİ YA DA YENİSİ

OSMAN KARA

Ben bu yazıyı yazarken takvimler 1 Kasım 2015’i, saatler 16.04’ü gösteriyor. Ülkenin doğusunda oy verme işlemleri tamamlandı, batısında ise devam ediyor. Bu yazıyı sandık sonuçlarının değil, 7 Haziran 20125’den bugüne kadar geçen sürenin bir değerlendirmesi ve o değerlendirme ışığında geleceğe dair bazı tahminlerin sıralanmasından ibaret olacaktır. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim: 1 Kasım’da sandıktan 7 Haziran’dan -çok- farklı bir sonuç çıkmayacak. 1 Kasım’ın bize dayatacağı 7 Haziran’ın bize dayattığı “geniş tabanlı ve gerilimi azaltacak” bir koalisyon hükümeti olacaktır.

7 Haziranla 1 Kasım arasında geçen ya da ülke adına kaybedilen 146 günü en kötü değerlendiren ya da daha doğru bir ifadeyle değerlendiremeyen parti Milliyetçi Hareket Partisi oldu. Devlet Bahçeli’nin kararları doğruydu ama üslubu rahatsız edici, itici, gerekçeleri ise zayıftı. MHP ve Devlet Bahçeli’nin bu süreçte izlediği politika “haklı olup da haksız çıkmanın” tipik bir örneği olarak siyasi tarihimizde ders olarak okutulacaktır.

MHP’nin tanıtım kampanyası da son derece başarısızdı. Hatta Saadet ve Büyük Birlik Partisi’ni de dâhil ederek söylersek altı parti arasında en başarısız olanıydı. Hedef göstermeyen, iddia taşımayan ve güveni ortaya koymayan, sadece kime ve niye oy verilmemesi gerektiğini ifade eden ve “sen” kelimesinden sonra virgül atlandığında “sen bilirsin, ister ver ister verme” anlamı çıkartmaya son derece elverişli bir slogan üzerine kurulu bir kampanya. Lise müsamere kolu öğrencilerinin amatör bir kamera ile rahatlıkla daha iyisini çekebilecekleri bir reklam filmi. Ve Devlet Bahçeli’nin nereye baktığı ve bakışının neyi ifade ettiği belli olmayan fotoğrafı!

Belki, belki değil muhakkak, MHP’li dostlarımız kızacaklar ama MHP’nin hem 7 Haziran’da aldığı hem de 1 Kasım’da alacağı oylar MHP kadrolarının aldığı değil, Türk Milleti’nin verdiği oylardır. Oy vermek için çırpınan bir millet, öbür tarafta o oyları almamak için adeta ayak direyen bir siyasi kadro ve liderlik.

30 Eylül 2015’de bu köşedeki yazım şu satırlarla bitiyordu: “MHP’de yeni bir eylem, yeni bir söylem ancak 2 Kasım sabahı başlar ve galiba bu sefer yaman başlar. Devlet Bahçeli’nin yapacağı en akıllı iş selin önünde durmak değil selin yatağını zayiatsız bulması için önündeki engelleri temizlemeye yardımcı olmasıdır. Aksi halde milliyetçi/ülkücü sel ya onu da önüne katar sürükler ya da yanlış topraklarda tükenir. Hem de yılların emeklerini ve gelecek umutlarını da birlikte tüketerek.” Korkarım ki sandık sonuçları o fırtınayı benim beklediğimden de sert estirecek.

Bu seçimde bana göre en başarılı iki kampanyadan birisi sorunlara çözüm önererek ve “Biz varız/Yaparız” diyerek bir iddia ortaya koyan CHP ile “İnadına” vurgusuyla kendi etnik tabanını kemikleştiren HDP’nin kampanyaları olmuştur. AKP ilk defa bu seçimde kendi hayallerini ortaya koymak, iddialarını seslendirmek yerine muhalefetin, özellikle de CHP’nin ekonomik vaatlerinin ardına takılmış kopyacı bir kampanya yürüttü.

Bütün bunlardan sonra söyleyeceğim şey şu: Partilerin oy oranları ve çıkaracakları milletvekili sayısı ne olursa olsun, 2 Kasım’da olacak olan şey 8 Haziran’da olması gereken şeydir. Yani AKP-CHP koalisyonudur, hem geniş tabanı hem de yükselen gerilimleri azaltabilecek yapısı itibariyle

Bu yazı toplam 370 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim