• BIST 115.147
  • Altın 164,243
  • Dolar 3,8058
  • Euro 4,6547
  • Samsun : 9 °C

“DAHA ÇOK ŞEHİT VERECEĞİZ…”

OSMAN KARA

Dün öğleden sonra; divana uzanmışım, gözlerim kapalı, ha uyudum, ha uyuyacağım. Televizyon açık, birden “Şehitler veriyoruz, belki daha çok vereceğiz ama neticede ülkesi için şehit olan kardeşlerimizin kanları yerde kalmayacaktır. Bir ülkede şehitler varsa bayrağını dalgalandırır ve millet olma vasfına kavuşur” sözleri çalınıyor kulağıma. Belli, bir muhalif konuşuyor fakat kim, bilemiyorum. Ses yabancı değil ama seçemiyorum. Doğruluyor, bakıyor ve şaşırıyorum. Nasıl şaşırmam ki? Konuşan, AB’den Sorumlu Devlet Bakanı Volkan Bozkır; muhalefetin değil iktidarın mensubu.

Hani “şehit cenazeleri gelmeyecek” hani “analar ağlamayacaktı! Bu nasıl bir çelişki böyle? Bu nasıl bir kader ya da kadersizlik böyle? Yıllarca “şehit cenazesi gelmiyor” diye meydan meydan dolaş ve oy iste, şehitliği kutsayan muhalefeti yıllarca “kandan beslenmekle” suçla ve sonunda sen de aynı noktaya gel; “Bir ülkede şehitler varsa bayrağını dalgalandırır ve millet olma vasfına kavuşur” de.

AK Partinin buraya geleceği ta baştan belliydi. Daha doğrusu kaçınılmazdı. Dünyada hiçbir İlahî din yok ki şehidi olmasın. Hiçbir vatan yok ki şehitler beklemesin. Ve hiçbir millet yok ki şehitleriyle dünden gelip yarınlara yürümesin. İslam’ın ve Türk Milleti’nin büyük şairi Mehmet Akif Ersoy yıllar önce “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?/Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!/ Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ/ Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ” dememiş miydi İstiklal Harbi’nin o en zor ve en karanlık günlerinde. Ve bugünlere İstiklal Harbi’nin aziz şehitleri ve gazilerinin himmetiyle ulaşmamış mıydık?

Eski tüfek Marksistlerden devşirilen liberallerin/liboşların dolduruşuyla başlayan yolculuğun önünde sonunda çözüme değil çözülmeye çıkacağı açıktı. Çok söylendi, yazıldı ve çizildi. Ama dikkate alınmadı ve “bağımsız bir devlet kurmak arzu ve kararıyla” yola çıkan eli kanlı çetelere ve onların güdümünde olduğu herkesçe kabul edilen siyasetçilere taviz üstüne taviz verildi. Zaman, zemin ve devlet otoritesi kaybedildi ve başa dönüldü. Şimdi işimiz daha zor. Şımaran/şımartılan, alan ve taraftar kazanan silahlı terör artık dağlarda değil, kentlerde, sokaklarda, caddelerde, meydanlarda. Dün dağdan ancak gece karanlığında ve uğrulayın inebilen PKK’lılar bugün sözde egemenlik/yerinden yönetim(!) ilan ettiği ilçelere ve mahallelere devleti sokmuyor, sokmamaya kalkıyor.

Sayın Bakan’ın dün durduğu yer yanlıştı, doğrusu bugün geldiği yer. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, doğru noktaya Sayın Bakandan çok önce gelmişti. 1 Kasım, hatta 7 Haziran seçimlerinden önce hemen her mitingde, her fırsatta iki büyük şairin iki muhteşem şiirinden okuduğu bölümler hafızalardadır. Birisi Mithat Cemal Kuntay’ın “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” dizeleriydi. Diğeri de ünlü Bayrak şiirinin büyük şairi Arif Nihat Asya’nın Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor şiirinden alınan şu dizelerdi: “Şehitler tepesi boş değil/ Biri var bekliyor/ Ve bir bayrak/ Dalgalanmak için rüzgâr bekliyor…”

Keşke, o yola hiç çıkılmasaydı ve keşke bunca zaman, bunca imkan, bunca can hiç kaybedilmeseydi.

Bu yazı toplam 421 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim