• BIST 115.147
  • Altın 163,118
  • Dolar 3,8058
  • Euro 4,6547
  • Samsun : 8 °C

Ah İstanbul İstanbul olalı..

MURAT YÜKSEL

Bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallardan biri anlatacağım bu peri masalı da.. Evvel zaman içinde, kambur saman içinde diyecek kadar fi tarihi değil elbette, öyleyse develer tellal pireler de berber olamazdı tabiatı ile.. Ama masal bu ya işte, cinlerin cirit oynayıp oynamadıkları hususu ise tabii ki onların maharetlerinde.. Ben deyim bu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı gümüş uçtu, gümüş uçmadı memiş uçtu. Inanmadın mı yoksa? Ama daha dur bitmedi, uçar mı uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten, küt diye bir ses duydum ki meğer uçanı da kaçanı da rüyaymış da uykumda ben düşmüşüm yalnız yattığım kuru döşeğimden.. Kalktım giyindim hemen, koydum kalbime yârimi, düştüm yollara elime yüzüme su sürmeden.. Yağmur çamur demeden, soğuk çarık dinlemeden, orda burda gönlümü eğlemeden..

 

***

 

Az gittim uz gittim.. İşte böyle zamanlarından birinde, çayır çimen geçerek; lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim gide gide bir arpa boyu yol gitmişim! Ne ise, var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur viranenin, derken efendimin ağası, bir ayağımı baldıranlara basmayayım mı korudur diye! Birini de tutup denize atmayayım mı kıyıdır diye! Kuruydum ıslandım sel beni neyler! Islandım kurudum; yel beni neyler? Bir yâre tutulmuşum henüz düşümde, o yâr beni neyler? O güzel ki bir bakışı ile canımı yakar, candan geçip kalbimi dağlar, öyle böyle değil kalbimin en güzel köşesindeki sırça köşkte yaşar.. Yâr memnun yerinden, ben sevdalanmışım derinden, aşkından geçmişim kızgın çöllerden, dileğim Tanrı'dan, bir yudum su içeydim bari rüyalarımın sultanı zalim yârimin elinden..

 

***

 

Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bir sarığa bir fare deliği bulup attım kendimi dışarı; gel gelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme gözlerim fırladı dışarı! Viran oldum yalnız ellerde böyle böyle, ben bir garip derviş, ben bir ahu dilber aşığı.. Dilimde sevdamı anlatan bir şarkı, dolandım durdum yârin kokusuna garbı ve şarkı, dolandım dünyanın dört bir yanını.. Bellettim sonunda herkese; bütün evreni serseler de önüme, ben yine sadece yârimi isterim gönlüme.. Ne büyük bir aşktır ki bu gönlümde, ne saraylarda gözüm ne padişahlıkta ne de payede pulda; baş koydum bu yola ant içtim bulacağıma ola ki yaşasın düşlerimin kraliçesi Kaf dağının ardında..

 

***

 

Hani masal bu ya; Bu uzak diyarlarda dostu düşmanı araladım, bedavadan bir kayık kiraladım; E hadi bakalım, fış fış kayıkçı; kış kış kayıkçı, kayıkçının küreği tıp tıp eder yüreği, akşama fincan böreği, sabaha bayram çöreği... Yesem yesem doymasam! Kabeye gitsem gelmesem! Zemzem ile yusalar! Kına ile gömseler! Yok yok kayıkçı, aman çabuk kayıkçı! Evde benim etim var; bir yaramaz kedim var; kedim eti yerse, anam beni döverse... Vay başıma, hay başıma, bir devlet kuşu konsa şu benim kel başıma! Ne yapalım varsa kaderde sevdiğimin yüzüne hasret ölmek, geçsin boynuma bu aşk uğruna yağlı ilmek.. Ve ola ki kavuşamazsam eğer bir gün yâre, haram olsun bana bir daha gülmek.. Kaç kişiye nasip olur dünyada aradığına düşlerinde kavuşmak, düşlerinde kavuştuğunu her bir yanda aramak.. Kaç şanslı var benim gibi bu dünyada bir düş'ün sıcaklığında yana yana kavrulurken daha çok yanmak için ateşe çıplak ayak koşan..

 

***

 

Bre ağalar, bre beyler! Eliften beye çıktım. Seğirttim köye çıktım. Çobandan kaymak yedim. Ağadan değnek yedim. Değneği kuşa verdim. Kuş bana kanat verdi. Çaldım kanadı yere, uçup gittim göklere. Geçilmez denizleri geçtim, aşılmaz dağları aştım, bitmez tükenmez yolları saydım birer birer, yetmedi mevsimleri dolaştım ve sonunda yedi tepeye muhkim bir masal diyarında yetiştim o yârin gölgesine.. Ilk defa göz göze geldik, ilk defa, göğe yükselen yüce minarelerin hemen önünde.. Çekildi o an bütün geçmişime bir perde, bir de baktım ki çektiğim acıların bütün hepsi yerlerde.. Zaman durdu, öncesiz ve sonrasız bir vakitte dondu saatler, yeryüzünden silindi bütün suretler, kayboldu mesafeler, gözlerimiz sarıldı birbirine, dans ettiler kısacık zaman diliminde saatlerce, kokusunda büyülendim, bakışında mühürlendim, gülüşünde kilitlendim, hepi topu sadece bir kaç saniye içinde..

 

***

 

Bu sözün önü var, arkası yok; gömleğinin yeni var yakası yok.. Sabır da bir huydur, suyu var tası yok. De gel sabreyle sabreyle.. İyi ama susuzla sabırsız ne yapar? Ya bir kuyu kazar, ya dolaşır çarşı pazar; ben de aç karın, yüksek nalın çıktım pazara, Mevlam uğratmasın iftiraya nazara.. Kutsal mabedin dizlerinin dibinde kavuştu ellerimiz birbirine, sanki yüzyıllardır birbirine hasret iki sevgili gibi ve sanki binyıllardır birbirini tanıyan iki sevdalı gibi.. Kalbinin atışını dinledim parmaklarının ucunda, kalbim yerleşti sahibinin öz yurduna ve anladım ki bu ömür olamazdı onun kokusundan ayrı, onun gözlerinden ayrı, onun ellerinden ayrı ondan uzakta bundan sonra bir daha asla.. Ulu ezan sesi yükselirken huşu içinde semaya, anladım ki gerçek aşkın ne zaman nerede ne zaman ve nasıl geleceği biz bilmesek de yazılırmış meğer daha doğmadan alnımıza..

 

***

 

Ne diyordum.. Bir varmış, bir yokmuş, Allah'ın deli kullan çokmuş. Bizden daha delisi, hiç yokmuş. Çok demesi pek günahmış. Azdan çoktan, hoppala, hoptan. Sana bir mintan yaptırayım, çerden çöpten. İlikleri karpuz kabuğundan, düğmelen turptan. Zaman o zaman idi. Sonra ne mi oldu zamanın içinde? Şahit oldu Kız Kulesi bu aşkın büyüklüğüne, şahit oldu Eyüp Sultan, Sultanahmet, Ayasofya, Yerebatan, Anadolu Hisarı, Rumeli Hisarı, Dolmabahçe, Topkapı, şahit oldu Sarayburnu, Fatih, Edirnekapı, Davutpaşa, Nuriosmaniye, Beyazıt, Sultanselim ve dahi şahit oldu yedi tepeli kadim şehir İstanbul.. İstanbul.. "Ah İstanbul İstanbul olalı hiç görmedi böyle bir aşk!" Rivayet odur ki asırlardan geleceğe taşınan bir aşk masalı olarak söylenip durmuş sevdamız dillerden dillere, anlatılır olmuş uzun kış gecelerinde ninelerden bebelere, yol gösterici olmuş bütün yürekten sevenlere.. "Onlar ermiş, muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düştü. Biri bu masalı düzene, biri anlatana, biri de dinleyene."

Bu yazı toplam 1102 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2011 Bafra 55 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 553 667 59 11 | Faks : 362 543 88 67 | Haber Yazılımı: CM Bilişim